Giriş
Kültepe-Kaniş, Kayseri ilinin 20 km kuzeydoğusunda, Erciyes Dağı’nın kuzey eteklerinde, Sarımsaklı Çayı’nın suladığı verimli bir ovada yer almaktadır. Dağlarla çevrili, çanak görünümündeki bu ovaya akarsu vadileri ve dağ geçitleriyle kolayca ulaşılabilmektedir. Bu doğal geçitler Kültepe’yi bir yandan Kızılırmak Nehri üzerinden kuzeye Orta Anadolu içlerine, diğer yandan Batı Anadolu, Çukurova, Suriye ve Mezopotamya’ya uzanan ticaret yollarına bağlamaktadır. Bu avantajlı konumunun yanı sıra Kültepe-Kaniş’in maden kaynakları açısından zengin bir bölgede ve verimli bir ovada yer alması, kuşkusuz Anadolu’nun en güçlü kent merkezlerinden biri olmasında büyük rol oynamıştır[1] . Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda (MÖ 1975-1700) Kültepe-Kaniş, Orta Anadolu’da hüküm süren Kaniş Krallığı’nın merkezi ve aynı zamanda Kuzey Mezopotamya ile yürütülen kara ticaretinin Anadolu’daki başkentiydi. Bu dönemde Kültepe-Kaniş saray ve tapınaklarla donatılmış yüksek bir tepe (akropol veya yukarı şehir) ve onu çevreleyen geniş bir aşağı şehirden (Karum) oluşmaktaydı. Merkezi ve stratejik konumu, kenti sadece MÖ 2. binyılda değil, aynı zamanda MÖ 3. binyılda da Anadolu, Mezopotamya ve Suriye arasında uluslararası bir ticaret ve sanat merkezi hâline getirmiştir[2] . MÖ 3. binyıl ya da Erken Tunç Çağı’na (bundan sonra ETÇ) ait anıtsal kamu binaları, Asurlu tüccarların Anadolu’ya gelmesinden çok önce Orta Anadolu’da bağımsız ve merkezi bir yönetimin varlığını doğrulamaktadır[3] .
Bugüne kadar yapılan ETÇ araştırmaları, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na tarihlenen Warşama Sarayı’nın doğu yamacı ve anıtsal yapıların ortaya çıkarıldığı (büyük ETÇ Açması) höyüğün merkezi kısmına odaklanmıştır[4] (Resim 1). T. Özgüç’ün başkanlığını yaptığı kazılarda (1948- 2005) ETÇ I’in son safhalarına kadar inen toplam 18 tabaka tespit edilmiş (Tablo 1), bunlardan sonuncusu iki evreli olmak üzere 8 tabaka ETÇ’ye tarihlenmiştir (18-11a-b)[5] . F. Kulakoğlu başkanlığında yürütülen kazılar, yerleşimin geçmiş tarihini ETÇ I’den daha eskiye götürmüş ve Geç Kalkolitik Çağı tabakalarını gün ışığına çıkarmıştır[6] . ETÇ iskân sahasının ne kadar bir alana yayıldığı ise bilinmemektedir. Bu bağlamda, ETÇ yerleşiminin sınırlarını belirlemek ve daha eski tabakalara ulaşmak amacıyla biri höyüğün kuzeyinde[7] , diğeri batı yamacında[8] olmak üzere iki alanda kazılar gerçekleştirilmiştir. Bu makale, Batı Açması’nda iki yıl süren kazılar (2020-2021) ışığında Kültepe’nin ETÇ yerleşiminin yayılım alanına ve gelişim sürecine dair bir ön değerlendirme sunmaktadır.
Batı Açması Kazıları
Kültepe yaklaşık 550 metre çapında ve ova seviyesinden 20 metre yüksekliktedir. 1948 yılında bilimsel kazılar başlamadan önce köylüler, tarlalarına serdikleri yağlı, rutubetli ve küllü toprağa ulaşmak için höyüğün batı kenarında ve kuzeyinde, çoğu yerde ETÇ’nin ortalarına kadar uzanan büyük çukurlar kazmışlardır. Söz konusu çukurlar günümüzde yoğun taş birikintileriyle kaplıdır. Birçok alanda bu taş yığınlarının kaldırılması ve ETÇ seviyelerine ulaşılması uzun zaman ve çok fazla iş gücü gerektirmektedir. Batı yamaçtaki kazı çalışmaları ilk olarak 2020 yılında, geç dönem tümülüsünün kuzeybatısında, köylüler tarafından höyüğün içlerine doğru açılmış 15x10 m ölçülerindeki bir tahrip çukurunda gerçekleştirilmiştir (Resim 1 ve Resim 2, Açma-04). İkinci kazı sezonunda ise aynı alanın güneybatısında 18x2,5 m ve 6,5x3,5 m ölçülerinde L biçimli derin bir sondajda çalışmalar yürütülmüştür (Açma-05). Batı Açması’nda kazılar başlamadan önce, taş moloz yığınlarının temizliği sırasında yoğun ETÇ seramiği ile karşılaşılmış ve ETÇ II’ye tarihlenen disk gövdeli mermer idol ele geçmiştir. Bu bulgular anıtsal binalardan yaklaşık 100 metre uzaklıkta yer alan höyüğün batı yamacındaki ETÇ varlığını güçlü bir şekilde doğrulamaktadır.
Açma-05’teki derin sondaj kazısı, höyüğün batı yamacının stratigrafisinin anlaşılması için önemli bilgiler sağlamıştır (Resim 3). Günümüz yol seviyesinden taban suyunun saptandığı -4,20 metre derinliğe kadar kazılan alanda, MÖ 3. binyılın ilk yarısından MÖ 2. binyılın başlarına kadar tarihlenen, taş mimarinin temsil ettiği yapısal özelliklere dayanarak dokuz tabakanın olduğunu söylemek mümkündür[9] .
En erken tabakalara açmanın doğu kısmında dar bir alanda ulaşılmıştır. IX. Tabaka, kazılan alanda açığa çıkarılan en eski tabakadır (bk. Tablo 1). Bu tabakayı temsil eden mimari kalıntı, kuzey-güney doğrultusunda uzanan ve farklı boyutlardaki düzensiz taşlarla inşa edilmiş bir taş temelden meydana gelmektedir (Resim 3 ve Resim 4, Dv20). Bu seviyeden ele geçen seramiklerin tamamı el yapımıdır. Kaba hamurlu kaplar ile kırmızı astarlı ve perdahlı kaplardan oluşan monokrom seramik gruplarının yanı sıra Alişar’da “Bakır Çağı” tabakalarının en eski evrelerinde görülen[10], krem astar üzerine kahverengi çizgilerle bezenmiş bir seramik örneği de bu tabakada görülmektedir.
VIII. tabakanın mimari kalıntısı 3,40 metre uzunluğunda ve 0,70 metre kalınlığında olup işlenmemiş, düzensiz taşlarla inşa edilmiştir (Resim 3 ve Resim 4, Dv09). Bir önceki tabakada görülen monokrom el yapımı seramikler bu tabakada görülmeye devam etmektedir. El yapımı seramiklerle birlikte çark yapımı iki seramik parçası da bulunmuştur. Bunlar, Batı Açması’nda ele geçen en erken çark yapımı seramiklerdir.
Dar bir alanda kazılan alttaki iki tabakanın aksine VII. tabaka daha geniş bir alanda araştırılmıştır. VII. tabaka, Açma-04’ün doğu yarısını kaplayan ve dört odadan oluşan taş temelli bir yapı ile temsil edilmektedir (Resim 5). Kalınlıkları 0,40-0,50 metre arasında değişen duvarlar bir ya da iki taş sırası halinde korunmuş; sadece bir duvarda (Dv05) taşla birlikte kerpiç de kullanılmıştır. Kerpiç duvarın batı tarafı, diğer bir ifadeyle 2 numaralı odanın doğu ve kuzey duvarları kille sıvanmıştır. 1 numaralı oda ve hemen güneyindeki alan yassı taş levhalarla döşenmiştir. 1 numaralı odanın güneyindeki alanda bulunan bir söve taşının in situ durumu, bu alanın geniş bir kapı girişi olabileceğini düşündürmektedir. 1 numaralı oda, kuzey-güney yönünde 4,70 metre, doğu-batı yönünde en az 4,80 metre ölçülerindedir. Odanın duvarları doğu kesite doğru devam etmektedir. Batı yönde devam eden duvar, aşağıda değinilecek olan balçık katmanı tarafından kesilmiştir (Resim 5, Mk11). Yapının şiddetli bir yangına maruz kaldığı, özellikle güneydeki yanmış insan iskeletinden ve tüm mimariye yayılmış kül tabakasından anlaşılmaktadır (Resim 5 ve Resim 6). 1 numaralı odanın güneyinde, kapı girişi olduğu düşünülen alanda, yetişkin bir birey sırtüstü yatmaktadır. Bu bireyin normal bir gömüden ziyade yangın enkazı altında kaldığı ve yangından ciddi şekilde etkilendiği anlaşılmaktadır. VII. Tabakadan alınan iki C14 örneği analiz edilmiştir. Bunlardan ilki iskeletten (MÖ 2817-2667, %73.91), ikincisi yanmış dolgudan elde edilmiştir (MÖ 2572-2513, %52.73). İki farklı tarih öneren radyokarbon sonuçları, ETÇ II’nin tarih aralığına işaret etmektedir (yak. MÖ 2700-2500/2400) (Bk. Tablo 1). Bu tabakadan ele geçen seramikler de söz konusu tarihleri desteklemektedir.
Seramik grupları arasında el yapımı, kırmızı ve kahverengi astarlı ve perdahlı kaplar baskın grubu oluşturmaktadır. Sadece bir seramik örneği kırmızı boya ile basit çizgilerden oluşan bir bezemeye sahiptir. Fırat Bölgesi’nden ithal edilen çark yapımı iki konik biçimli bardak, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye yerleşimlerinde görülen Metallic Ware[11] adı verilen seramik grubunun karakteristik tipleri arasında yer almaktadır (Resim 8a). Özgüç, bu seramik örneklerinin Tarsus, Tell Brak, Tell Tayinat ve Tell Chuera’dan ele geçenlerle paralel olduğunu belirtmiştir[12]. Bunun yanı sıra VII. tabakada ele geçen küresel gövdeli şişe formuna ait bir gövde parçası, Kühne’nin şişe kategorisi altında F2 grubu olarak sınıflandırdığı[13], Özgüç tarafından ise sadece şişe (flask) olarak adlandırılan daha küresel gövdeli ve geniş boyunlu şişelere[14] benzemektedir. Özgüç tarafından Kültepe 15. ve 14. tabakalarda ele geçirilen örnekler ETÇ II’ye tarihlenmiş olmakla birlikte bu tipin Kuzey Suriye örnekleri için daha çok Er Hanedanlar III tarihi verilmiştir[15]. Aynı döneme tarihlenen fakat kontekst dışından ele geçen bir başka çark yapımı ithal kap parçası yatay spiral perdahlıdır ve kırmızı bant bezemeye sahiptir (Resim 8b). Bir benzeri 15. tabakada bulunan[16] söz konusu kaplar, özellikle Fırat Havzası’nda oldukça yaygın bir grubu temsil etmektedir[17].
VI. tabaka, Açma-04’ün güneyindeki küçük bir alanda kazılmıştır. Taş döşeme ve kuzey-güney yönünde uzanan kalın bir taş duvar (Dv02) bu tabakanın mimari kalıntısıdır (Resim 3 ve Resim 5, Dv02). 1,75 ile 1,30 metre kalınlığındaki duvar 3,5 metre uzunluğunda korunmuştur. Doğudan ince bir duvarla (Dv03) birleşen Dv02’nin doğu yüzü kille sıvanmıştır. VI. tabakadan elde edilen C14 örneği MÖ 2475-2340 (%90.59) tarih aralığına işaret etmektedir. Bu tarihler alt tabakadan elde edilen karbon analiz sonuçlarıyla da tutarlıdır. Dv02, güney bir çukur ve kuzeyde köylülerin açtığı tahribat çukuru tarafından kesilmiştir. Dv02’nin karşısında, açmanın kuzey kesitinde taştan örülmüş bir başka duvar daha bulunmaktadır. Kesit içinde kaldığı için kazılamayan söz konusu duvar, Dv02 ile benzer bir kalınlığa sahiptir (Resim 5). VI. tabakada bulunan kapların çoğunluğunu kırmızı ve kahverengi astarlı ve perdahlı monokrom seramikler oluşturmaktadır. Önceki tabakalarda şekillenen seramik özellikleri çok değişmeden varlığını bu tabakaya kadar sürdürmüştür. El yapımı seramikler arasında taşçık katkılı (gritty ware) örnekler de bulunmaktadır. Bu seramikler, Orta Anadolu’nun güneyi ile Kilikya Bölgesi arasında yayılım gösteren ve oldukça yüksek ısıda pişirildiği için metalik bir görünüm kazanan “Anadolu metalik seramik” grubuna form bakımından benzemektedir[18] (Resim 8d). “Anadolu metalik seramik” grubuna giren örnekler Kültepe’de 14. ve 13. tabakalardan da bilinmektedir[19].
VI. tabakada el yapımı kaplarla birlikte ele geçen çark yapımı kaplarda bir artış gözlenmektedir. Yatay spiral perdah bezemeli bir çömlek parçası, Kültepe ile Fırat Bölgesi arasında sürekli bağlantının bir göstergesidir. Ayrıca, Orta ve Batı Anadolu’da çark teknolojisinin ortaya çıkmasıyla üretilmeye başlanan formlar arasında yer alan tabak formu, ilk kez bu tabakada görülmeye başlamıştır (Resim 8e). İyi elenmiş hamurdan üretilen bu çark yapımı tabaklar açık renkli, astarlı veya çoğunlukla astarsız, yalın bir yüzeye sahiptir. Kültepe’de tüm ETÇ III tabakalarında bulunan bu formun Troia’da[20] tam paralelleri olması nedeniyle önceden Batı Anadolu’dan ithal edildiği düşünülmüştür[21]. Ancak son yıllarda yapılan kazılarda, 12 ve 11b’nin anıtsal binalarında yoğun bir şekilde ele geçmesi bu kapların Kültepe’de üretildiğini göstermektedir[22]. Anadolu’ya özgü çark yapımı yalın tabaklar, ETÇ III (yak. MÖ 2500/2400-2000) boyunca, Batı ve İç Batı Anadolu’da[23], Orta Anadolu’da[24] ve güneyde Kilikya’da[25] kullanılmaya devam etmiştir.
VI. tabakaya ait Dv02’nin batısında, Açma-04’ün batı yarısını kaplayan ve Açma-05’e doğru devam eden farklı yapısal özelliklere sahip dolgu katmanları bulunmaktadır. En altta, batıya doğru %35 oranında bir eğimle aşağı doğru devam eden killi, koyu renkli ve kıvamlı bir balçık katmanı yer almaktadır. Balçık katmanı 0,30-0,40 metre kalınlığındadır ve Dv02’nin batısından başlayıp alttaki VII. tabakanın taş duvarını keserek aşağı doğru devam etmektedir. Balçık aynı zamanda en alttaki VIII. ve IX. tabakanın üstünü kapatarak onları adeta mühürlemiştir (Resim 3 ve Resim 4). Balçıktan gelen seramikler, alt tabakalarda görülen el yapımı monokrom seramiklerden oluşmaktadır. Ayrıca, bir adet çark yapımı Suriye şişesinin ağız parçası, Kültepe’nin 15. ve 14. tabakalarında bulunan küresel gövdeli şişelerin bir benzeridir[26] (Resim 8c). ETÇ II’nin seramik formlarını içeren balçık katmanı, VII. tabaka yangınından sonra ve VI. tabakadan önce oluşmuş olmalıdır. Diğer bir ifadeyle, VI. tabakanın duvarı (Dv02) inşa edildiğinde balçık katmanı mevcut olup, höyüğün bu alanı dik bir yamaç oluşturmaktaydı.
Bütün bu veriler, ETÇ II sonlarında veya ETÇ III başlarında su seviyesinin yükseldiğine veya belki de bir hendek çukurunun varlığına işaret etmektedir. Balçık katmanının üzerinde dört farklı yapı moloz katmanı gelmektedir (Resim 3, alttan üste doğru Mk34, Mk40, Mk33 ve Mk08). En alttaki kerpiç molozu balçıkla benzer bir kalınlığa ve eğime sahiptir (Mk34). İçeriğinde yanmamış ve bozulmamış kerpiç parçalarının bulunması bu seviyenin suyla bağlantısının olmadığını göstermektedir. Ortadaki iki kerpiç molozu (Mk40 ve Mk33) yamaçtan akan kalın bir dolgu oluşturmaktadır. Yamaç eğimi bu dolgularla birlikte azalmış görünmektedir. En üstteki yanmış kerpiç molozu (Mk08) Açma-04’ün batı yarısına, Açma-05’in de neredeyse tamamına yayılmıştır. Bütün bu yapı molozlarının ait olduğu mimari kalıntı henüz kazılan alanda tespit edilememiştir. Ancak, balçığın hemen üstündeki yapı molozundan (Mk34) gelen çark yapımı yalın tabak, bu dolgunun Dv02 ile ilişkisine işaret etmektedir (Resim 8f).
Açma-05’in batısında, yanmış kerpiç molozunun (Mk08=Mk28) hemen altında ince bir duvar tespit edilmiştir (Resim 7, Dv21). V. tabakaya ait olan bu ince duvar kuzey-güney yönünde uzanmaktadır. Açma sınırları içerisinde sadece 6,5 metrelik bir bölüm kazılabilmiştir. Düzeltilmemiş taşlarla yan yana tek sıra olarak inşa edilen duvarın, yamaç akıntısını veya yapı molozunun (Mk33) aşağı akışını önlemeye hizmet etmiş olabileceği düşünülmektedir. Dv21’in altında, açmanın doğusunda olduğu gibi iki yapı moloz birikintisi daha tespit edilmiş ancak artan taban suyu nedeniyle bu alanda balçık katmanına ulaşılamamıştır. Yapı moloz birikintilerinden ele geçen seramiklerden kırmızı astarlı ve perdahlı monokrom olanlar en yaygın grubu oluşturmaktadır. Boya bezemeli seramik ise sınırlı sayıdadır. Ayrıca bu dolgulardan, ETÇ III’ün karakteristik seramikleri arasında yer alan çark yapımı tabaklar (Resim 8f), intermediate seramiği [27] ve taşçıklı veya gritty ware boyalısına ait bir gövde parçası ele geçmiştir.
Seramik dışında, Dv21 seviyesinde lapis lazuli bir silindir mühür ele geçmiştir. Mühür üzerine, üç ayrı çiften oluşan mücadele sahneleri işlenmiştir. Bu sahneler; çıplak ve sakallı bir kahraman ile insan yüzlü boğa-adam, başlıklı ve kısa etekli bir kahraman ile boğa, boğa-adam ile aslan eşleşmesinden oluşmaktadır. Silindir mühür üzerine kazınan sahneler ikonografi, stil, kompozisyon ve teknik açıdan değerlendirildiğinde, bu mührün Anadolu’ya tamamen yabancı olduğu ve Akad Dönemi’nde (MÖ 2324-2142 ± 30)[28] sanatta ulaşılan ileri seviyeyi temsil eden “Olgun Akad” evresi gliptik sanatı özelliklerini yansıttığı anlaşılmaktadır. Bahsi geçen söz konusu tüm bu yerli ve ithal buluntuların, yamaçta biriken yapı enkazının ETÇ III boyunca biriktiğine işaret etmektedir. Bu veriler, MÖ 3. binyılın ikinci yarısında Kültepe-Kaniş’in yalnızca zengin bir yerel kültüre sahip olduğunu değil, aynı zamanda çevre kültür bölgeleriyle yoğun etkileşim içerisinde bulunduğunu da ortaya koymaktadır. Açma-05’in doğu kısmında tespit edilen IV. tabaka, yanmış kerpiç molozu üzerine oturan taş döşeme ve orta boy taşlarla inşa edilmiş bir duvar ile temsil edilmektedir (Resim 3; Dv01 ve taş döşeme). ETÇ III’ün intermediate seramiği, çark yapımı yalın tabak, alabastron tipi yatay perdah bezemeli bir Suriye şişesi parçası ele geçmiştir. Ayrıca açmanın batı kısmında, Dv01’in dışında kalan alanda ise daha geç dönemi karakterize eden ve ETÇ III’ün sonlarında görülmeye başlanan ve boyalı bir seramik geleneği olan Alişar III boyalı seramiği [29] tespit edilmiştir.
III. tabaka, Açma-05’in tamamında görülen ve yamaç üzerine inşa edilen basit örgülü taş duvarlarla, II. tabaka ise Açma-05’in batı yarısında bir yapının köşesini oluşturan iki duvarla temsil edilmektedir (Resim 9, üstte ve sol atta). II. tabakanın duvarları da farklı boyutlarda işlenmemiş taşların kullanıldığı basit bir örgüye sahiptir. Yamaç eğimi bu seviyede azalmıştır. Alişar III seramiği, monokrom seramiğe göre giderek artış göstermektedir. Monokrom seramik iyi elenmiş hamurlu, iyi pişirilmiş, çoğunlukla koyu kırmızı astarlı, parlak perdahlı ve çark yapımıdır. Kap formları arasında çan biçimli bardaklar, dışa kalınlaştırılmış keskin omuzlu çanaklar, gaga ağızlı testiler, çaydanlık, dışa çekik ağız kenarlı boyunlu fincanlar, meyvelik türü kaplar, kutu biçimli bir kap ve kırmızı astarlı vazo bulunmaktadır (Resim 9, sağ altta). Özgüç ve Emre tarafından Hitit seramiğinin öncüsü olarak tanımlanan bu seramik grubu, Karum’un IV. ve III. tabakalarının seramik repertuarından iyi bilinmektedir[30].
Açma-05’in güneybatısında ortaya çıkarılan taş döşeme, kazılan alanın en geç tabakasıdır. Yüzey seviyesinin hemen altında, açmanın her tarafına yayılmış yoğun çanak-çömlek buluntuları, I. tabakayı Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na tarihlemektedir.
Batı Açması, höyüğün bu kesiminde yaşayan insanların ölü gömme gelenekleri hakkında da bilgi vermektedir. Açma-04’ün batı yarısında sekiz mezar ve Açma-05’in doğu kısmında bir mezar olmak üzere toplam 9 mezar ortaya çıkarılmıştır (Resim 10). Mezarlar yanmış kerpiç molozu içine açılan çukurlara yerleştirilmiş, ölüler ya taş örgülü oda (?) ya da küp içine yatırılmış veya basitçe toprağa gömülmüştür. Oda (?) mezar üç yönden taşlarla çevrili at nalı şeklindedir. İskelet oldukça dağılmış durumdadır. Mezardan tunç iğne parçası ve kırık bir altın folyo dışında başka bir buluntu ele geçmemiştir. Küp mezarlardan biri yetişkine, diğeri de bir çocuğa aittir. Basit toprak mezarlardan ikisinde yetişkin, dördünde çocuk/bebek yatmaktadır. Küp ve basit toprak mezarlarda sadece tunç iğneler mezar eşyası olarak ele geçmiştir. Yanmış kerpiç dolgusundan sonraki bir zamana ait olan bu mezarlar, MÖ 3. binyılın sonları ile MÖ 2. binyılın başları arasına tarihlenmektedir.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Orta Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olan Kültepe-Kaniş Höyüğü’nün üzerinde birden fazla tepe bulunmaktadır. Höyüğün merkezi kısmında yer alan Warşama Sarayı, bu tepelerden birinin üzerine inşa edilmiştir. Kültepe’nin en erken tabakaları, aynı tepenin güneydoğu yamacında, Hrozny tarafından yapılan kazının yol açtığı tahribatın dışında kalan sınırlı alanlarda tespit edilmiştir[31]. Bu alanda, Geç Kalkolitik Çağı mimarisinin hemen üzerinde, ETÇ I’e ait kerpiç duvarlı bir odanın iyi korunmuş tabanı ortaya çıkarılmıştır[32]. Kuzey Açma’daki XV-X. tabakalar da bu döneme tarihlenmektedir[33]. Özgüç başkanlığında önceki dönem kazılarında ETÇ III’e ait anıtsal binaların altında ortaya çıkarılan 18. tabaka ETÇ I’in son evrelerine tarihlenmektedir[34]. Höyüğün üç farklı alanında ele geçen ETÇ I çanak-çömleği, Orta Anadolu’nun yerel el yapımı çanak-çömlek repertuarına benzemekle birlikte, kazılan alanların sınırlı olması bu dönemin mimarisini ve yerleşim planının anlaşılmasına izin vermemektedir (Resim 1).
ETÇ II’nin maddi kültür objeleri, Kültepe’nin çevre bölgelerle olan ilişkilerine dair en erken kanıtları sunmaktadır[35]. Bu dönemde, höyüğün orta kısmına yerel yönetici sınıfa ait konutlar inşa edilmiş ve yerleşim alanı da büyümüş gibi görünmektedir[36]. Warşama Sarayı’nın bulunduğu tepenin doğu yamacına inşa edilen yönetici sınıfa ait konutlar, Anadolu’da Neolitik Dönem’den itibaren uygulanan yerleşim planının küçük bir örneğini temsil etmektedir[37]. Bu konutlar, tepenin topografyasına göre inşa edilmiş ve birbirine bitişik olarak düzenlenmiş dikdörtgen planlı oda ya da konutlardan oluşmaktadır. Bu konutların olduğu alana uzun bir giriş kapısından ulaşılmaktadır. Konutların doğuya bakan sırtlarının, rampa oluşturacak şekilde büyük yassı taşlarla kaplandığı görülmektedir[38]. Giriş kapısı ve taş kaplamalı rampa, bu alana etkileyici bir görünüm kazandırmıştır. Maalesef, Hrozny kazılarının neden olduğu tahribat, iç avlu ve diğer yapılara ilişkin verileri tamamen yok etmiştir. Bu konutların çevresinde, höyüğün farklı noktalarında, ETÇ III’ün anıtsal binalarının altında (17-14. tabakalar), Kuzey Açma’da (IXV. tabakalar) ve Batı Açması’nda (IX-VII. tabakalar) yürütülen kazılar başka çağdaş yapıları da ortaya çıkartmıştır. Kazılan alanların darlığı özellikle ilk iki alanda belirli bir mimari planı ortaya koyamamış olmasına rağmen, ele geçen bulgular ETÇ II yerleşiminin ne kadar geniş bir alana yayıldığı konusunda önemli ipuçları vermektedir (Resim 1). Batı Açması’nda, VII. tabakada açığa çıkarılan dört odalı yapı, sadece idari veya dinî yapılarından yaklaşık 250-300 metre uzakta yaşayan halkın mimarisine ışık tutmakla kalmaz, aynı zamanda çark yapımı ithal seramik buluntuların da gösterdiği gibi höyüğün merkezindeki yerleşimin karakteriyle örtüşen benzer bir yaşam tarzını ortaya koymaktadır. VII. tabaka yapısı şiddetli bir yangınla yıkılmıştır. Mahallî bir olay gibi görünen bu yangından sonra yerleşimin batı sınırında bir daralma meydana gelmiştir. VI. tabaka seviyesine kadar ulaşan balçık katmanı veya hendek çukuru bu daralmaya neden olmuş gibi görünmektedir. Balçık katmanı bölgedeki iklimsel değişimin bir sonucu olabilir. Kültepe’nin 6 km güneybatısında yer alan Engir Gölü’nün tabanından elde edilen polen analizleri, göl seviyesinin GÖ 4695-4440 yılları arasında yüksek olduğuna işaret etmektedir[39]. Balçık katmanı VII. tabakanın üzerinde (MÖ 2817-2667 / 2572-2513) ve VI. tabakanın (MÖ 2475-2340) da altında yer almaktadır. Bu tarihler, Engir Gölü’nde elde edilen sonuçlarla da örtüşmektedir.
Özellikle ETÇ III’ün başları (yak. MÖ 2500/2400-2200), Kültepe-Kaniş’in zenginlik ve refah düzeyinin zirve yaptığı bir dönemdir. Aynı zamanda bir sonraki dönemi, diğer bir ifadeyle Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nı hazırlayan bir dönemdir. Kaniş kenti, Batı ve Kuzeybatı Anadolu’dan Suriye ve Mezopotamya’ya kadar uzanan hem kara ve hem de deniz yoluyla yapılan ve büyük ölçüde maden ticaretine dayanan uzun mesafeli ticaretin en önemli öğesidir[40]. Kültepe’de ele geçen depas, tankard, “yalın hamurlu” tabak ile alabastron tipi Suriye şişesi gibi ithal kaplar, değerli metalden takılar, mühür baskılı kil bullalar, silindir mühürler ve hematit ağırlıklar Güney Mezopotamya’dan Trakya içlerine uzanan uzun mesafeli ticaretin ve karşılıklı etkileşimin en açık göstergeleridir[41]. Kültepe’nin çevre bölgelerle olan yakın ekonomik temasının yanı sıra ithal kapların yerel taklitleri, yerel intermediate seramiği, Kültepe ve yakın çevresine özgü kırmızı bant boyalı, çift kulplu bardaklar[42] ve çark yapımı yalın tabakların sayısal çoğunluğu, Kültepe’nin bir üretim merkezi olduğuna işaret etmektedir.
Arkeoloji literatüründe “Kültepe tipi idoller” olarak bilinen disk biçimli alabaster idoller, figürinler ve heykellerden oluşan koleksiyon dönemin inanç sistemine ışık tutmasının yanı sıra yerel sanatın en güzel örnekleri arasında yer almaktadır[43].
Kültepe Höyüğü, ETÇ III’e tarihlenen 13., 12. ve 11b tabakalarında üst üste inşa edilmiş ve merkezi otoritenin bir göstergesi olan anıtsal kamu binaları ile donatılmıştır. Bu anıtsal binaların en eskisi olan 13. tabaka binası, Anadolu’da bugüne kadar bilinen en büyük yapıdır[44]. Bu binaların her biri çok şiddetli yangınlarla tahrip olmuştur[45].
Batı Açması’nda, ETÇ III başlarına tarihlenen VI. tabakanın kalın duvarı (Dv02) yamacın hemen kenarına inşa edilmiştir. Açmanın kuzey kesitinde görülen başka bir duvar Dv02 ile aynı doğrultuda ve kalınlıktadır (Resim 5, sağda). Bu duvarların kalınlığı ile merkezi alandaki 13. tabakanın anıtsal binasının duvar kalınlığı neredeyse eşittir[46] ve bu durum muhtemelen höyüğün eteklerinde anıtsal bir yapının varlığına işaret etmektedir. VI. tabaka seviyesinden itibaren yamaçta kerpiç yapı molozları birikmeye başlamış ve bu birikinti ETÇ III boyunca kalın bir dolgu oluşmuştur (Resim 3). Mk08 olarak tanımladığımız en üstteki şiddetli yanmış kerpiç molozu, Batı Açması’nın hemen hemen her yerine yayılmıştır. Ancak, kazı alanında söz konusu birikinti ile ilişkilendirilebilecek herhangi bir mimari kalıntı tespit edilememiştir. Kerpiç moloz, ya köylüler tarafından toprak alımı sırasında tahrip edilen bir yapıya aitti ya da höyüğün kazılmayan daha iç kısımlarında yer alan bir mimarinin yamaca sürüklenen kalıntılarıydı.
Höyüğün merkezindeki 13. ve 12. tabakaların yangını Batı Açması’nda görülmemektedir; buna karşın 11b tabakasının anıtsal binalarını yıkan yangın Batı Açması’nda net bir şekilde izlenebilmektedir. Batı Açması’ndaki yangının izleri, tüm kentin kaderini değiştiren bir felaketin sonucu olmalıdır. Çünkü merkezdeki 11b anıtsal kamu binalarının yıkıntıları üzerine, onlardan tamamen farklı, basit taş örgülü küçük yapılar ve işlikler inşa edilmiştir[47]. Benzer bir durum Batı Açması’nda da söz konusudur. Yanmış kerpiç molozundan sonra (Mk08) bu alana basit taş temelli yapılar inşa edilmiştir (IV-II. tabaka). Az sayıdaki buluntu arasında ağırşak ve dokuma tezgâh ağırlıklarının öne çıkması, höyüğün merkezinde olduğu gibi, burada da bazı üretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmiş olabileceğini göstermektedir.
Günümüze kadar gerçekleştirilen kazılarda elde edilen tüm bu veriler, MÖ 3. binyılın son çeyreğinde meydana gelen ve hem höyüğün merkezindeki 11b tabakasına ait anıtsal yapıyı hem de höyüğün batı sınırında yer alan çağdaşı yapıları tahrip eden büyük yangının ardından Kültepe’de Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nın erken evresine kadar süren bir duraklama dönemi yaşandığını göstermektedir[48]. Yaşanan bu büyük yıkımın sorumlusu henüz kesin olarak bilinememekle beraber, Kültepe-Kaniş ve çağdaşı diğer merkezlerde meydana gelen büyük yıkımlara, düşük ihtimal de olsa doğrudan Akadlar’ın sebep olduğu düşünülmektedir. Bu döneme ait en eski bilgiler, Akad Kralı Sargon’un bir Anadolu seferini ve torunu Naram-Sin’e karşı Anadolu krallıklarının da dahil olduğu bir isyanı anlatan metinlerde yer almaktadır. Akad Kralı Sargon (MÖ 2324-2285) tüccarların şikâyetleri üzerine Burušhattum (Acemhöyük ?) şehrine savaş açmış ve daha sonraki yıllarda Sargon’un torunu Naram-Sin (MÖ 2261-2206), aralarında Buruşhattum kralı Nur-Daggal, Hatti Kralı Pampa ve Kaniş Kralı Zippani’nin de bulunduğu 17 kraldan oluşan bir koalisyonu yenmiştir. Akad krallarının kahramanlıklarını anlatan bu belgeler, daha sonraki dönemlerde yazılmış olsalar da tarihsel gerçekliği yansıtıyor olabileceğini düşündürmektedir[49].
Mimarideki bu değişimin ve yerleşimdeki küçülmenin aksine çanak-çömlek geleneğinde bir süreklilik gözlemlenmektedir. Söz konusu maddi kültür kalıntıları, MÖ 3. binyılın sonunda yerleşimin kentsel karakterinin değişmesine rağmen ETÇ kültürünün hala devam ettiğini göstermesi açısından önemlidir. Özgüç, tek renkli ve boyalı Hitit çanak çömleğinin aynı bölgede kullanılan ETÇ III çanak-çömleğinden geliştiğini ifade etmiştir[50]. Batı Açması’nda sözde “Hitit” çanak-çömleğinin ilk izleri son üç tabakadan itibaren görülmeye başlar. Yerleşimin batı sınırını oluşturan bölgede, bugünkü ova seviyesinde bulunan son tabaka (I. tabaka), yerleşimin Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na kadar kesintisiz devam ettiğini doğrulamaktadır.
Sonuç olarak, Batı Açması’nda yürütülen kazılar, Kültepe’de ETÇ yerleşiminin batı sınırını ilk kez tespit etmekle kalmamakta, aynı zamanda höyüğün bugünkü boyutlarının (21 ha) daha ETÇ II’den itibaren şekillendiğini ortaya koymaktadır.
EKLER

