Giriş
Günümüzde Bozburun Yarımadası olarak anılan Karia Khersonesosu antik dönemde coğrafi bir tanımlamanın ötesinde sosyo-politik ve kültürel bir alanı da tarif etmekteydi[1] . MÖ 6. yüzyıl ile birlikte “Khersonesoslular” adı altında ortak sikke basan yarımada yerleşimleri konfederatif bir birlik meydana getirmişlerdir[2] . MÖ 5. yüzyılda da devam eden bu siyasi yapı, Greko-Pers Savaşları boyunca Attika-Delos Deniz Birliği’ne üye olarak Yunanların yanında saf tutmuş ve MÖ 425 yılına kadar birliğe yıllık ortalama 3 talent vergi ödemiştir[3] . Khersonesoslular tarafından kurulan bu politik birlik, aynı zamanda ortak bir dinî yapıyı da temsil etmekteydi[4] . Yarımadalılar, söz konusu politik ve dinî birlik için Kastabos[5] ve Kıran Gölü’nde[6] ortak kutsal alanlar inşa etmişlerdir. Karia Khersonesosu’nun sosyo-kültürel ve ekonomik anlamda önde gelen kentlerinden biri olan Amos bu süreçte bağımsız bir polis olarak varlığını sürdürmüştür. Amos’un, MÖ 428’e ait Atina Vergi Listeleri’nden hareketle, Attika-Delos Deniz Birliği’ne kendi ismi ile vergi ödediği bilinmektedir[7] . MÖ 408’de Rhodos devletinin kurulmasının[8] ardından, adanın karşı yakasındaki anakara topraklarını ifade eden peraia bölgesinde[9] yer alan Karia Khersonesosu yerleşimleri Rhodos egemenliği altına girmiştir. Bu yeni siyasi yapılanma neticesinde, yarımadadaki diğer tüm kentler gibi Amos da bağımsızlığını kaybederek bir Rhodos deme’si (belediye/idari birim) olarak varlığını sürdürmüştür[10].
Bu sosyo-politik birliğin yanı sıra Karia Khersonesosu, kendine özgü gelenekleriyle sınırları belirgin bir kültür alanı da yaratmıştır. Ağırlıklı olarak tarım ekonomisine dayalı kırsal yerleşim modellerinin görüldüğü bu kültür alanı, kendine özgü bir ölü gömme geleneğini de oluşturmuştur. Sadece Karia Khersonesosu ile sınırlı olan söz konusu ölü gömme geleneği kendini dikdörtgen planlı podyum mezarlar ile temsil etmektedir. Podyum duvarının çevrelediği alan içerisinde birden fazla gömünün yer aldığı mezarın üzeri taş ve topraktan oluşan bir dolgu ile örtülüdür. Buraya kadar sıralanan özellikleri ile antik dönemde hemen her yerde görülen podyum mezarlarından ayıran ve Karia Khersonesosu’na özgü kılan özellik ise mezarların üzerlerindeki basamaklı kaidelerdir. Piramidal formu anımsatan tasarımları ile basamaklı kaideler podyum mezarların üzerinde birer mezar işareti olarak yükselmektedir. Bir ya da birden fazla kademe ile yukarıya doğru daralan[11] bu özgün formun yayılım alanı sadece yarımada ile sınırlı olup, söz konusu kaidelere yarımada genelindeki tüm antik yerleşimlerde rastlanmaktadır[12]. Bu denli özgün bir mezar tipinin sadece Karia Khersonesosu’nda görülmesi, yarımadanın Helenistik Dönem boyunca izole edilmiş bir askerî bölge olma ihtimali ile açıklanmaktadır[13]. Söz konusu bölgede, ağırlıklı olarak Rhodosluların tarımsal ihtiyaçlarını karşılamaya dönük üretim yapan Karialı yerel çiftlik sahipleri, süreç içerisinde kendi geleneklerini yansıttıkları basamaklı piramidal kaideleri tasarlamışlardır[14]. Bu tipteki mezarların ilk ne zaman kullanıldığı bilinmemesine karşın, eldeki veriler Erken Helenistik Dönem’de görülmeye başladıklarını ve MÖ 3-2. yüzyıllarda da yoğun olarak kullanıldıklarını ortaya koymaktadır[15].
Karia Khersonesosu’nun önde gelen kentlerinden biri olan Amos’ta da yarımadaya özgü söz konusu ölü gömme geleneği güçlü bir şekilde temsil edilmektedir. Günümüzde kentin nekropolisi içerisinde çok sayıda basamaklı kaideye rastlamak mümkündür[16]. Asarcık Tepesi’nin kuzey yamacındaki surların hemen dışından başlayarak, iki kol halinde kuzey ve batı yönlerine doğru uzanan Amos Nekropolisi’nin güneybatı köşesinde basamaklı kaideler yoğunluk kazanmaktadır (Resim 1)[17]. Çevreye dağınık halde yayılmış basamaklı kaidelerin bulunduğu bu noktada podyum mezarlar ve sanduka mezarlar[18] yer almaktadır. Podyum mezarlardan birinde ilk kez gerçekleştirilen sistematik bir kazı sonucunda Amos ve Karia Khersonesosu ölü gömme geleneklerine ilişkin önemli verilere ulaşılmıştır[19]. Söz konusu çalışma bu yönü ile Karia Khersonesosu’nda yürütülmüş ilk nekropolis kazısı olma niteliğine sahiptir (Resim 2).
Mezar
Amos’un üzerinde yükseldiği Asarcık Burnu’nun anakaraya bağlandığı noktadan geçen modern asfalt yolun yaklaşık 20 m doğusunda eğimli bir arazi üzerinde yer alan söz konusu mezar doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Güney ve batı yönlerinde ana kayaya yaslanan mezar doğudan 8 m, kuzeyden ise 6,2 m uzunluğundaki duvarlar ile çevrelenmiştir (Resim 3). Kabaca işlenerek bırakılmış, polygonal örgülü podyum duvarları 45 cm kalınlığındadır. Mezara giriş ise 1,40 m uzunluğunda, 53 cm genişliğinde bir dromos ile doğu yönünden sağlanmaktadır. Dromos’un yan duvarları dikey olarak yerleştirilmiş monolit birer bloktan oluşmaktadır. Her iki blok 20 cm kalınlığında, 1,20 m uzunluğunda ve 70 cm yüksekliğindedir. Dromos, batıya doğru 2,15 m uzunluğunda, 60 cm genişliğinde bir koridora açılmaktadır. Koridor herhangi bir alana bağlantının olmadığı kapalı bir bölümdür. Koridorun ön tarafında yer alan kare formlu basamaklı bir kaide, tek basamak yaparak yükselmekte ve orijinalinde üzerinde bir sütun yükselmekteydi (Resim 4). Bir sütun kaidesi şeklinde yükselen basamaklı kaidenin yüzeyinde zıvana deliği ve akıtma kanalı bulunmaktadır. Söz konusu basamaklı kaide orijinalinde podyum mezarın üzerinde yükseliyor olmalıydı[20].
Mezarda toplam 10 gömü alanı yer almaktadır (Resim 5). Bunlardan üç tanesi (G1-3) mezarın güneyinde, koridorun batısı boyunca uzanmaktadır. Üç gömü alanı (G4-6) ise mezarın batı kenarı boyunca kuzey-güney yönünde sıralanmıştır. Geriye kalan dört gömü alanı da (G7-10) mezarın orta kısmında güneyden kuzeye doğru doğu-batı yönünde yer almaktadır. Gömü alanlarının hiçbirinde yön birliği bulunmamakta olup, podyum mezarının ölçüsü dâhilinde alan etkin bir şekilde kullanılmaya çalışılmıştır. Gömü alanlarının farklı plan ve ölçüleri göz önüne alındığında aynı mezarda kremasyon ve inhumasyon olmak üzere farklı gömü yöntemlerinin bir arada uygulandığını söylemek mümkündür. Kareye yakın bir plana sahip gömü alanlarında (G2-4, 6) kremasyon, geriye kalan diğer gömü alanlarında (G1, 5, 7-10) ise inhumasyon yöntemi uygulanmıştır. Bununla birlikte, mezarın en yoğun kullanıldığı gömü alanı olan G8’de kremasyon ve inhumasyon gömüler bir arada görülmektedir. İnhumasyon gömülerin yapıldığı gömü alanlarını çevreleyen duvarlar, mezarın diğer duvarlarından farklı olarak isodomik örgülü düzgün bir işçilik sergilemektedir. Herhangi bir ölü hediyesine rastlanmayan kremasyon gömüler için standart bir uygulama olmaksızın, bu tip gömülerde hem ostothekler hem de urneler kullanılmıştır. İnhumasyon gömülerde ise unguentarium gibi dönem geleneğini yansıtan hediyelerin yanı sıra, Kharon geleneğinin bir yansıması olarak sikkelerin de mezara bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Koridorun batısında, kuzey-güney yönünde yan yana uzanan üç gömü alanından en doğudaki G1’in ölçüleri koridor ile aynıdır. Taş döşemeli bir zemin üzerinde yükselen G1’in üzeri 20 cm kalınlığında yekpare plaka taşlar ile kaplıdır. G2 diğer gömü alanlarından farklı olarak güneydeki ana kaya kütlesinin oyulması ile oluşturulmuştur. Yaklaşık 1 metrekarelik bir oyuk içerisindeki alanın batı kenarı, 10 cm yüksekliğindeki dikdörtgen taşlardan oluşan isodomik bir duvar ile örülmüştür. Diğer gömü alanında herhangi bir gömüye rastlanılmamasına karşın, G2 içerisinde in situ halde bir ostothek (O1) ele geçmiştir. Ostotheğin oturduğu düzlemde, ana kaya içerisine oyulmuş, doğu-batı doğrultulu bir kanal uzanmaktadır. Söz konusu kanal hem libasyon törenlerinde hem de alan içerisine biriken muhtemel yağmur sularını drene etmekte kullanılmış olmalıdır. İçerisinde oldukça aşınmış az sayıda kemik parçası saptanan ostotheğin yanında bir de iğ formlu bir unguentarium (S7) ele geçmiştir.
G2’nin yaklaşık 60 cm batısında, ondan yaklaşık 1,5 m üst seviyede ana kayaya oyulmuş bir ostothek (O2) yer almaktadır[21]. 47x37 cm ölçülerinde ve 22 cm derinliğindeki ostothek, podyum mezardaki 3 no.lu gömü alanını (G3) temsil etmektedir. Ana kayaya oyulmuş ostotheğin üst kenarları boyunca, ostothek kapağının oturması için 6 cm genişliğinde, 2 cm derinliğinde bir kapak yuvası oyulmuştur (Resim 6). Yüzeye oldukça yakın olan ostothek muhtemelen Antik Dönem’de soyulmuş ve kapağı da tahrip edilmiştir. Ostotheğin 2,65 m kuzeyinde bulunan G4, diğer gömü alanlarından farklı olarak, 72x60 cm ölçülerinde, kareye yakın bir plana sahiptir. Tek sıra, orta boy taşlar ile çevrili alanın içerisinde ele geçen az sayıdaki kemik parçası kremasyon bir gömünün varlığını ortaya koymaktadır. Podyum mezardaki gömüler stratigrafik açıdan değerlendirildiğinde, diğer gömülerden yaklaşık 1,5 m üst kodda yer alan G3 ve G4 mezardaki en geç tarihli gömüler olmalıdır.
G3 ile G4 arasında kalan alanın yaklaşık 1,5 m altında kuzey-güney yönünde uzanan G5 bulunmaktadır. 74 cm genişliğinde, 2,17 m uzunluğunda ve 76 cm yüksekliğindeki G5’in üzeri, plaka şeklinde düzgün kesilmiş, üç adet kapak taşı ile kapatılmıştır. In situ durumdaki kapak taşları kaldırıldığında G5’in içerisinin tamamen boş olduğu tespit edilmiştir. Bir soygun ya da tahribat izinin görülmediği G5’te Antik Dönem boyunca herhangi bir gömünün yapılmadığı anlaşılmıştır. G5’in kuzey bitişiğinde 65x65 cm ölçülerinde, kare planlı G6 yer almaktadır. G4 ile yaklaşık aynı boyutlardaki G6’nın üzeri bir plaka taşı ile kapatılmıştır. Karia’da Erken Demir Çağı’na kadar geriye giden bir geleneği temsil eden gömünün içerisinde in situ durumda bir urne kabı (U1) ve kapak olarak kullanılmış bir tabak (S1) birlikte ele geçmiştir[22]. Urne olarak kullanılan kapların içerisinde çok az sayıda ele geçen kemik parçaları kremasyon işleminin oldukça yüksek ısıda başarılı bir şekilde gerçekleştirildiğinin bir göstergesidir.
G5 ve G6’nın hemen doğusunda, diğer gömülerden farklı olarak doğu-batı yönünde yan yana dizilmiş dört gömü alanı yer almaktadır. Ortalama ölçüleri 2,40x0,74 m olan gömü alanlarının 50 cm kalınlığındaki duvarlarının yükseklikleri 1,10 m’dir. Söz konusu gömü alanlarının üzerleri, 1-1,20 m arasında değişen uzunlukta, 50-60 cm arasında genişliğinde, işlenmeden kabaca bırakılmış dörder adet kapak taşları ile örtülmüştür. Mevcut ölçüleri ve planları göz önüne alındığında inhumasyon gömüler için tasarlandıkları anlaşılan söz konusu dört gömü alanı doğrudan ana kaya üzerine oturtulmuştur. Bundan dolayı barındırdıkları toprak oldukça nemli kalmıştır. Toprağın bu özelliğinin yanı sıra, asitli bir yapıya sahip oluşu da zaman içerisinde gömülere ait kemiklerin büyük oranda zarar görmesine neden olmuştur.
En güneydeki G7’de de aynı durum gözlemlenmektedir. G7’de küçük parçalar halinde az sayıda kemik buluntusu günümüze ulaşabilmiştir. G7’de ölü hediyeleri ile ilişkili buluntular göz önüne alındığında, G7’nin mezarda en zengin bulguya sahip alanlardan biri olduğunu söylemek mümkündür. İkisi gümüş olmak üzere, geriye kalanların tamamı bronz olan toplam 20 adet sikke ele geçmiştir. Sikkelerden biri alanın batı ucunda, geriye kalan 19 sikke gömü alanının doğu ucunda bulunmuştur. Sikkeler haricinde, alanın doğu ucunda kilit sistemine ait metal buluntular (M1-3) ele geçmiştir. Metal aparatlar büyük ihtimalle ahşap bir kutu ile bağlantılı olmalıdır. Organik bir materyal olan ahşap kutu zaman içerisinde yok olmuş ve geriye sadece metal aksamlar kalmıştır. Aynı noktada saptanan sikkeler orijinalinde ahşap bir kutu içerisinde yer alıyor olmalıydı. Büyük bir çoğunluğu aşırı korozyona uğramış olan sikkeler içerisinde en erken tarihli örnek MÖ 480-407’e ait Ialysos sikkesi (C1), en geç olanı ise Alexander Severus’a (MS 222-235) ait bronz sikkedir (C7). Tek bir gömüde sayısı 20’yi bulan sikke konteksti içerisinde gömü alanının batısındaki tek sikke, büyük olasılıkla “Kharon geleneğinin” bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Buna karşın gömü alanındaki diğer on dokuz sikke de ölen kişinin sosyal statüsünün ve prestijinin bir yansıması olarak mezara bırakılmış olabilir[23]. Alanda saptanan kemik ve kafatasına ait parçalar, G7’de sadece inhumasyon gömünün yapıldığının birer kanıtıdır. Alanın batı ucunda diş, kafatası ve çene kemiği parçaları ile birlikte ölünün başının altına konulan “yastık” görevine sahip bir adet yassı taş ele geçmiştir. Buna karşın, uzuvlara ait parçalar ise ağırlıklı olarak alanın doğu kısmında saptanmıştır. Bu da ölünün batıya doğru yatırıldığını göstermektedir. Alanın batı ucunda ele geçen tek sikke ise diğer 19’undan farklı olarak, Klasik Dönem’den itibaren yaygın bir ölü gömme geleneği olarak görülen ölünün ağzına bırakılmış “Kharon sikkesi” olmalıdır.
G8 ise podyum mezarın en zengin ve çeşitlilik gösteren gömülere sahip alanıdır. Alanın batı ucunda beş farklı gömü tespit edilmiştir. Bunlardan üçü kremasyon, biri ise inhumasyondur. Gömü alanındaki kremasyon gömülerin tamamı batı kısımda, inhumasyon ise alanın doğu tarafında yer almaktadır. Kremasyon gömülerin biri ostothekte, diğer ikisi ise khytra formundaki urne kaplarında (U2, U3) muhafaza edilmiştir. Batıdaki kısa kenara bitişik konulmuş ostothek (O3) 32 cm genişliğinde, 44 cm uzunluğunda ve 22,5 cm yüksekliğinde bir tekneye sahiptir. Beşik çatı formundaki ostothek kapağının yüksekliği 8 cm, genişliği 33 cm, uzunluğu ise 44 cm’dir. Ostotheğin güney bitişiğinde in situ durumda yer alan urne kabı (U2), üzerine konulan 43x32 cm ölçülerindeki bir kapak taşının zaman içerisinde yarattığı basınçtan dolayı çatlayıp kırılmıştır. İçerisinde sadece kemik parçalarının ele geçtiği urnede başka herhangi bir buluntu yer almamaktadır. Ostotheğin doğu yanında in situ halde bulunan ve kaidesi eksik olan bir diğer urne kabı (U3) üstünde bir (S3) ve alt kısmında da bir adet (S4) olmak üzere toplam iki tabak ile kapatılmıştır. G8’in doğu tarafında inhumasyon gömü ile bağlantılı kafatası parçası ve diş parçaları ele geçmiştir. İskelete ait kafatası ve dişin doğu tarafta, kaval kemiklerine ait parçaların ise alanın batısında oluşu göz önüne alındığında ölünün G7’dekinden farklı olarak, doğuya doğru yatırıldığını göstermektedir. Bu da mezardaki inhumasyon gömülerde bir yön birliğinin olmadığını göstermektedir.
Kuzeye doğru üçüncü gömü alanı olan G9, mezarın en az bulgu veren yeridir. Bu alanı diğer üç alandan (G7, G8, G10) ayıran bir başka özellik ise içerisinde yoğun oranda orta boy taşın ele geçmesidir. Mezarın üst dolgusu ile bağlantılı olan taşlar bir enkaz görünümündedir. Herhangi bir bulgunun ele geçmediği söz konusu gömü alanı mevcut görüntüsü ile Antik Dönem’de soyulmuş olabileceğini akla getirmektedir. Kuzeydeki son gömü alanı G10’un batı ucunda ise 4 unguentarium ve bunların etrafında yoğun miktarda kemik parçalarına rastlanmıştır. Farklı formlardaki unguentariumlar G10’da farklı dönemlerde gömülerin yapıldığını ortaya koymaktadır. Pişmiş topraktan yapılmış üç unguentarium (S5-7) iğ formlu örneklerdendir. Torba dipli cam unguentariumlardan bir tanesi tam korunmuş olup, diğer iki örnek parçalar halinde ele geçmiştir. Parçalar halindeki iki unguentariumdan biri ağız kenarı-gövde parçası iken, diğerinin ise sadece gövde altı korunmuştur. Farklı tipteki iğ formlu pişmiş toprak unguentariumlar MÖ 3-1. yüzyıllar arasını işaret ederken, torba dipli cam unguentariumlar MS 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Farklı dönemlere ait unguentariumlar ile yoğun orandaki kemik ve cranium parçaları ile dişler birden fazla gömünün varlığını ortaya koymaktadır. Gömü alanında unguentariumlar haricinde üç adet sikke ele geçmiştir. Bunlar içerisinde MÖ 480-407’ye tarihli Ialysos sikkesi (C1) mezardaki gömülerden bağımsız, çok daha erkene tarihli münferit bir örnektir. Madeni değeri göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu sikke, Kharon geleneğine uygun olarak mezara bırakılmış olmalıdır.
Buluntular
10 gömü alanının bulunduğu podyum mezardaki buluntuları taş, seramik, cam ve metal olmak üzere dört ana malzeme grubunda toplamak mümkündür. Taştan yapılmış iki ostothek (O1-O3) Helenistik ve Roma Dönemleri boyunca kremasyon gömüler için sıkça tercih edilen bir uygulamadır[24]. Podyum mezarda bağımsız iki ostothek ile ana kayaya oyulmuş sabit bir ostothek saptanmıştır. Düzleştirilmiş ana kaya üzerinde yer alan G1’de bulunan O1, 38x52 cm ölçülerinde ve 25 cm yüksekliğindedir. Yerel kireç taşından yapılmış ostotheğin kısa kenarında ve beşik çatı formundaki kapağının alınlığında “A” harfi bulunmaktadır (Resim 7). Söz konusu monogramlar genellikle taş ustalarını tanımlayan işaretler olarak yorumlanmaktadır[25]. Bununla birlikte, ostothekler üzerindeki monogramların ya da kısa ifadelerin mezar sahibinin kimliği ile ilişkili olduğu da ileri sürülmektedir[26]. G8’deki üç kremasyon gömüden biri olan O3 ise kırık parçalar halinde (Resim 8) ele geçmiştir. O1 ile hemen hemen aynı ölçülere ve forma sahip olan O3’ün de beşik çatı formunda bir kapağı bulunmaktadır. Mezarda ele geçen söz konusu iki ostothek (O1, O3), Geç Helenistik-Erken Roma Dönemi’ne ait olmalıdır[27].
Mezarın en zengin buluntu gruplarının başında gelen seramikleri, urneler ve ölü hediyeleri olmak üzere iki ana başlıkta toplamak mümkündür. Üç urnenin (U1-3) ele geçtiği örneklerden bir tanesi tam olarak korunmasına karşın, diğer iki örnek parçalar halinde saptanmıştır. Mezarda urne kabı olarak kullanılan khytra benzeri pişirme kapları ve depolama kapları, Helenistik ve Erken Roma Dönemleri boyunca farklı varyasyonlar ile Akdeniz dünyasında geniş bir yayılım alanına sahiptir[28]. Amos’taki üç urne örneği dışa çekik ve iç kısımlarında kapağın oturması için dirsek yapan ağız profilli, şişkin ovoid gövdeli, alçak halka kaidelidir. Urnelerin tamamı, üç boğumlu iki yatay kulp ve aralarında da iki dikey kulp olmak üzere toplamda dört kulpludur. G6’da sağlam olarak ele geçen U1’in (Resim 9) üzerinde herhangi bir bezeme bulunmamasına karşın, G8’de birlikte ele geçen U2 (Resim 10) ve U3’ün (Resim 11) ağız kenarlarında, gövdelerinde ve yatay kulplarında kırmızı firnisli bantlar bulunmaktadır. Dışa çekik yuvarlatılmış ağız kenarlı U2[29], dışa doğru sivriltilmiş ağız kenarlı U1 ve U3’ten farklılık göstermektedir[30]. Urneler ile bağlantı bir diğer seramik grubu tabaklardır. Mezarda saptanan dört tabak (S1-4) da urnelerde kapak olarak kullanılmıştır (Resim 12). Parçalar halinde ele geçen bir örnek dışındaki diğer tüm tabaklar tam ele geçmiştir. Söz konusu tabaklardan dışa çekik ve çıkıntılı ağız kenarlı, ovoid gövdeli ve halka kaideli olan üç örnek (S1-3) Helenistik Dönem boyunca, özellikle de MÖ 2. yüzyılda Akdeniz dünyasında geniş bir yayılım alanına sahiptir[31]. Söz konusu tabakların Karia’daki yayılımına bakıldığında en çok Knidos’ta görülmekte olup, genel görüş bu tipteki tabakların üretim merkezinin Knidos olduğu yönündedir[32]. Dört tabaktan biri (S2) masif kaideli yapısı ile bir diğeri de balık tabağı olması ile diğer örneklerden ayrılmaktadır. Balık tabağı (S4) aşağıya sarkık ağız kenarı ve tondosundaki oyukluk ile MÖ 3-2. yüzyılın geleneksek balık tabağı formunu takip etmektedir[33].
Mezarda ele geçen unguentariumlar Helenistik Dönem ölü gömme geleneğinin yaygın ölü hediyesidir[34]. İki farklı tipte olup, farklı materyalden yapılmışlardır. Bunlardan iğ formlu (S5- 7) unguentariumlar (Resim 13) pişmiş topraktan, torba dipli üç örnek (G1-3) ise camdan üretilmiştir (Resim 14). İğ formlu örneklerden görece biraz daha şişkin gövdeli ve kısa ayaklı unguentarium (S5) MÖ 3. yüzyılın başlarından MÖ 2. yüzyıl başlarına kadar uzanan örnekler ile benzerlik göstermektedir[35]. İnce uzun yapısı ve dışa çekik ağız kenarı ile S5’ten farklılık gösteren iğ formlu unguentarium (S6) MÖ 2. yüzyıl boyunca yaygın olarak görülmektedir[36]. Mezardaki en geç iğ formlu unguentarium (S7), uzun boyunlu ve yüksek ayaklı form özellikleri göz önüne alındığında MÖ 2. yüzyıl sonu-1. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir[37]. Mezardaki cam buluntuların tamamı torba dipli unguentariumlardan (G1-3) oluşmaktadır. Üfleme tekniği ile yapılmış bu tipteki cam unguentariumlar hafif dışa çekik ağız kenarlı, silindirik uzun boyunlu, şişkin gövdeli ve torba dipli özellikleri ile MS 1-2. yüzyıllara ait unguentariumların genel form özelliklerini yansıtmaktadır[38].
Mezarda toplam 25 sikke ele geçmesine karşın, bunların ancak yedi tanesinin kimliği tespit edilebilmiştir. Geriye kalan 18 sikkeyi aşırı korozyondan dolayı tanımlamak mümkün değildir. Sikkelerin üç tanesi gümüş, geri kalan 22 tanesi bronzdur. Tanımlanabilen yedi sikkeden biri MÖ 5. yüzyıla, diğeri MÖ 3. yüzyıla, bir diğeri MÖ 1-MS 1. yüzyıla tarihlenirken, geri kalan dört sikke Roma İmparatorluk Dönemi’ne aittir. Mezarda en erken tarihli sikke, münferit olarak ele geçen, Rhodos Synoikismosu öncesine (MÖ 480-407) ait gümüş diobol bir Ialysos sikkesidir (C1). Sikkenin ön yüzünde sağa dönük, Korinth miğferli Athena portresi; arka yüzde ise incus içerisinde sağa dönük, kanatlı yaban domuzu protomu yer almaktadır (Resim 15)[39]. Helenistik Dönem boyunca Rhodos Peraiası’nın bir parçası olan Amos’ta, Rhodos’un sosyo-kültürel ve ekonomik etkilerinin materyal kültüre yansımaları açık bir şekilde takip edilebilmektedir. Bu dönem boyunca bölge piyasasında yoğun bir şekilde tedavülde olan Rhodos sikkeleri, Amos’ta şu ana kadar ele geçen tek sikke tipidir. Mezarda C1 haricindeki en erken Rhodos sikkesi (C2) MÖ 229-205’e tarihli örnektir[40]. Söz konusu bronz sikkenin ön yüzünde sağa dönük, defne çelenkli Zeus başı, arka yüzde de gül tomurcuğu yer almaktadır (Resim 16). Sikke, podyum mezardaki en erken gömüyü ve aynı zamanda da mezarın inşa tarihini göstermektedir. Bir diğer Rhodos sikkesinin (C3) ön yüzünde cepheden tasvir edilmiş ışın taçlı Helios portresi, arka yüzde ise yukarından görünen gül motifi bulunmaktadır. Gül motifinin etrafında ise aşınmadan dolayı okunamayan bir magistrat ismi mevcuttur (Resim 17). Söz konusu sikke MÖ 40-MS 25’e tarihlenmektedir[41]. Roma Dönemi’ne ait sikkelerden en erken örnek (C4) olarak karşımıza çıkan denarius, Lucius Verus Dönemi’ne (MS 161-169) tarihlenir[42]. Ön yüzünde imparatorun sağa dönük portresi, arka yüzde de elinde küre ve cornucopia tutan, ayakta Providentia personifikasyonu bulunmaktadır (Resim 18). Septimus Severus Dönemi’ne (MS 193-211) ait sestertius üzerinde (C5) ön yüzünde sağa dönük imparatoriçe Julia Domna’nın portresi, sol elinde cornucopia ve sağ elinde palmiye dalı tutan Hilaritas personifikasyonu bulunmaktadır (Resim 19)[43]. Bir diğer denarius (C6) ise Marcus Aurelius Dönemi’ne (MS 161-180) aittir[44]. Ön yüzünde sağa dönük profilden verilmiş, Marcus Aurelius büstü vardır (Resim 20). Büstün etrafında noktalı bordür içerisinde, oksidasyondan dolayı okunamayan bir lejant söz konusudur. Arka yüzde ise sikkenin ortasında şimşek demetinin üzerinde başı sola dönük ve kanatları açık vaziyette bir kartal figürü yer almaktadır. Figürün etrafında noktalı bordür içerisinde yine okunamayan bir lejant mevcuttur. Mezarın son kullanım evresini işaret eden en geç tarihli sikke (C7) ise Alexander Severus Dönemi’ne (MS 222-235) aittir[45]. Ön yüzünde sağa dönük, başında defne çelenkli imparator büstü, arka yüzde de sola dönük ayakta duran ve sol elinde asa, sağ elinde yıldırım demeti tutan Jupiter bulunmaktadır (Resim 21).
Mezardaki metal buluntular ise ahşap bir kutu ile bağlantılı metal aksamlardır (Resim 22). Tamamı G7’de ele geçen metal buluntular bir adet bronz kilit parçasından (M1), bir adet bronz anahtardan (M2) ve bir demir çividen (M3) oluşmaktadır[46].
Değerlendirme
Amos Nekropolisi’nin kent merkezine en yakın noktasında yer alan podyum mezarı konumu, boyutu ve barındırdığı çok sayıda farklı tipteki gömüleri ile şüphesiz ki kentin önde gelen ailelerinden birine ait bir mezardır. Yüksek bir podyum duvarı ile çevrelenen mezarın içerisindeki gömü alanlarının üzeri kapak taşları ile örtülmüş ve sonrasında mezarın üzeri taş ve toprak ile kapatılmıştır. Podyum duvarlının üzerinde ise adeta birer mezar işareti işlevine sahip farklı tipte basamaklı kaideler yükselmektedir. Söz konusu kaideler sadece Karia Khersonesosu’nda görülen özgün bir ölü gömme geleneğini yansıtmaktadır[47]. G. E. Bean, basamaklı piramidal kaidelerin yayılım alanının Bozburun Yarımadası’nın güney bölümü ile sınırlı olduğunu ve bu tipteki örneklerin yarımadanın kuzeyinde görülmediğini dile getirmiştir[48]. Ancak, güncel araştırmalar söz konusu kaidelerin yarımadanın kuzeyi de dahil olmak üzere Karia Khersonesosu’nun tamamında kullanıldığını ortaya koymaktadır [49] . Bununla birlikte, basamaklı kaidelerin yazıtlı örneklerinin üzerinde Rhodoslu isimler geçmesine karşın Rhodos’ta bu tipteki kaidelere rastlanılmaması da oldukça dikkat çekicidir [50] . Çiftlik mezarları ile ilişkilendirilen söz konusu basamaklı kaidelerin, podyum duvarlarının cephelerinde yan yana yükseldikleri ve kaidelerin arka tarafında kalan iç kısımlarda da ostotheklerin yer aldığı ileri sürülmüştür [51] . Amos’taki podyum mezarda elde edilen ostotheklerin yanı sıra, nekropolisteki diğer mezarların çevresinde saptanan çok sayıdaki basamaklı kaide söz konusu görüşü desteklemektedir. Basamaklı kaidelerin kültürel alanı ile ilgili olarak genel kanı, Rhodosluların tarımsal ihtiyaçlarını karşılayan yerel çiftlik sahiplerinin kendi geleneklerini yansıttıkları bir tasarım olduğu yönündedir [52] . Ancak, Amos Nekropolisi’nde ele geçen çok sayıdaki basamaklı kaide, bu tip mezarların sadece kırsal kültüre özgü olmadıklarını, aynı zamanda ana yerleşimlerde de uygulanan yaygın bir geleneği temsil ettiklerini göstermektedir [53] . Helenistik Dönem boyunca varlığını sürdüren ve Karia Khersonesosu’na özgü bir form olan basamaklı kaidelerin sadece yarımadada görülmesinin sebebi olarak ise yarımadanın o dönemde izole edilmiş askerî bir bölge olma ihtimali gösterilmektedir [54] .
Ana plan dâhilinde doğu-batı doğrultulu tasarlandığı anlaşılan mezarın girişi doğu yönünde bir dromos ile sağlanmaktaydı. Toplamda 10 gömü alanının yer aldığı mezarın dromos’u, kuzeygüney yönünde bir koridor ile kesilmektedir. Gömülerden dördü doğu-batı doğrultulu olarak mezara yerleştirilmiş, geriye kalanlardan üçü mezarın güneyinde, diğer üçü ise batı taraftadır. Gömü alanlarındaki ölü gömme gelenekleri göz önüne alındığında kremasyon ve inhumasyon gömü yöntemlerinin bir arada uygulandığı söylenebilir. Kremasyon gömülerde ostothek ve urne kapları kullanılmıştır. Mezardaki toplam 6 kremasyon gömüden 3 tanesi urne kaplarına, diğerleri ise ostotheklere konulmuştur. Ostotheklerden biri ana kaya içerisine oyulmuşken sabit bir örnek olup, diğer ikisi bağımsız olarak mezarda yer almaktadır. Kremasyon gömülerde herhangi bir ölü hediyesine rastlanmazken, inhumasyon gömülerde unguentarium gibi dönemin ölü gömme geleneğini yansıtan ölü hediyeleri ve sikkeler mezarlara bırakılmıştır. Unguentariumların en erken örneği MÖ 3. yüzyıla aitken, en geç tarihli unguentariumlar ise MS 2. yüzyıla tarihlidir. Benzer durumu sikkelerde de görmek mümkündür. Mezarda toplam 25 adet sikke ele geçmiştir. Bunlardan 2 tanesi gümüş, geriye kalan 23 tanesi bronzdur. En erken sikke, mezarda herhangi bir kontekst ile bağlantılı olmayan Ialysos sikkesi hariç, MÖ 3. yüzyıla ait Rhodos sikkesi, en geç örnek ise Alexander Severus’a ait bronz sikkedir. Aynı alanda ele geçen bronz anahtar ve kilit parçası söz konusu sikkelerin ahşap bir kutu içerisine konulduğunu göstermektedir. Mezardaki 10 gömü alanından en erken olanları, iğ formlu unguentariumdan (S5) hareketle MÖ 3. yüzyıla ait G10 ve MÖ 229-205’e tarihli Rhodos sikkesinden (C2) yola çıkarak G7’dir. Bununla birlikte G7 ve G10, MS 3. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Mezarda Helenistik Döneme tarihli diğer gömü alanları ise MÖ 2-1. yüzyıla ait G 2, G6, G7 ve G8’dir. Podyum mezarın son kullanım evresine ait gömüler ise en erken gömülerde olduğu gibi yine G7 ve G10’dur. Böylelikle, söz konusu gömü alanlarının (G7, G10) mezarda kesintisiz olarak yaklaşık 500 yıl kullanılmış iki alan olduğunu söylemek mümkündür. Her iki gömü alanındaki geniş zaman aralığı aynı zamanda podyum mezarının kullanım süresini de işaret etmektedir. Amos’taki podyum mezarı MÖ 3. yüzyılın son çeyreğinde inşa edilmiş ve MS 3. yüzyılın ilk çeyreğine kadar da kesintisiz olarak kullanım görmüştür.
Podyum mezardaki en sıradışı bulgu ise Ialysos sikkesidir. Mezardaki en erken tarihli tüm buluntular homojen bir şekilde MÖ 3. yüzyılı işaret etmesine karşın, G10’da ele geçen Ialysos sikkesi mezardaki diğer tüm kontekstlerden bağımsız münferit bir buluntu niteliğindedir. Mezardan çok daha erken bir döneme ait olan söz konusu gümüş sikke mezara büyük olasılıkla Kharon sikkesi olarak bırakılmış olmalıdır. Sikke, mezarın tarihlendirilmesine yönelik işlevin ötesinde, Amos tarihine ilişkin bir anlam taşıyor olabilir. MÖ 4. yüzyıl ile birlikte Rhodos Peraiası’nın bir parçası olan Amos’un dönem boyunca Lindos’un deme’si olduğu yönünde genel bir görüş egemendir[55]. Podyum mezardan ele geçen ve tekil bir örnek olan Ialysos sikkesi, Amos’un bir alternatif olasılık olarak Ialysos’un deme’si olabileceğini akla getirmektedir. İlerleyen süreçte sürdürülecek olan araştırmalarda elde edilecek bulgular ile bu olasılığın sınanması beklenmektedir.
KATALOG
U1 (Urne): Ağız çapı: 21 cm. Kaide çapı: 14,2 cm. Yükseklik: 34,5 cm. Hamur: 10YR 7/4 çok soluk kahverengi. Yüzey: 10 YR 8/2 çok soluk kahverengi.
U2 (Urne): Ağız çapı: 21 cm. Kaide çapı: 12,8 cm. Yükseklik: 29,5 cm. Hamur: 7,5 YR 7/4 pembe. Yüzey: 5 YR 8/4 pembe. Firnis: 2,5 YR 5/4 kırmızımsı sarı. Orta yoğunlukta kireç ve organik madde katkılı ve gözenekli.
U3 (Urne): Ağız çapı: 16,8 cm. Kaide çapı: 11,8 cm. Yükseklik: 23 cm. Hamur: 7,5 YR 7/4 pembe. Yüzey: 5 YR 8/4 pembe. Firnis: 2,5 YR 5/4 kırmızımsı sarı. Orta yoğunlukta kireç ve organik madde katkılı ve gözenekli.
S1 (Tabak): Ağız çapı: 18,8 cm. Kaide çapı: 6,6 cm. Yükseklik: 4,8 cm. Hamur: 10 YR 7/4 çok soluk kahverengi. Yüzey: 7,5 YR 8/3 pembe. Firnis: 10 YR 4/1 kırmızımsı gri (iç yüzey). 2,5 YR 4/6 kırmızı (dış yüzey).
S2 (Tabak): Ağız çapı: 20,6 cm. Kaide çapı: 8,2 cm. Yükseklik: 5,5 cm. Hamur: 10 YR 7/4 çok soluk kahverengi. Yüzey: 7,5 YR 8/3 pembe. Firnis: : 10 R 6/6 açık kırmızı.
S3 (Tabak): Ağız çapı: 38,4 cm. Kaide çapı: 13,6 cm. Yükseklik: 8,5 cm. Hamur: 10 YR 7/4 çok soluk kahverengi. Yüzey: 7,5 YR 8/3 pembe. Firnis: 10 R 5/4 soluk kırmızı.
S4 (Tabak): Ağız çapı: 22,8 cm. Kaide çapı: 8 cm. Yükseklik: 4,5 cm. Hamur: 10 YR 7/4 çok soluk kahverengi. Yüzey: 10 YR 8/2 çok soluk kahverengi. Firnis: 10 R 5/4 soluk kırmızı.
S5 (Unguentarium): Ağız çapı: 2,6 cm. Kaide çapı: 2,4 cm. Yükseklik: 9,5 cm. Hamur: 7,5 YR 7/4 pembe. Yüzey: 5 YR 7/6 kırmızımsı sarı. Firnis: 5 YR 5/4 kırmızımsı kahverengi.
S6 (Unguentarium): Ağız çapı: 2,6 cm. Kaide çapı: 2 cm. Yükseklik: 11 cm. Hamur: 5 YR 7/6 pembe. Yüzey: 5 YR 7/6 kırmızımsı sarı. Firnis: 5 YR 5/4 kırmızımsı sarı.
S7 (Unguentarium): Ağız çapı: 4,2 cm. Kaide çapı: 2,6 cm. Yükseklik: 18 cm. Hamur: 5 YR 6/4 kırmızımsı kahverengi. Yüzey: 10 R 6/4 soluk kırmızı.
G1 (Unguentarium): Ağız çapı: 2,4 cm. Kaide çapı: 4 cm. Yükseklik: 6,1 cm.
G2 (Unguentarium): Ağız çapı: 3 cm. Kaide çapı: 2 cm. Yükseklik: 8 cm
G3 (Unguentarium): Kaide çapı: 4,5 cm. Yükseklik: 4 cm
C1 (Sikke): Ialysos (MÖ 480-407). Gümüş diobol. Ön yüz: Sağa dönük, Korinth miğferli Athena portresi. Arka yüz: quadratum incus içerisinde sağa dönük, kanatlı yaban domuzu protomu. R: 12 mm. Ağırlık: 1,2 g.
C2 (Sikke): Rhodos (MÖ 229-205). Ön yüz: Sağa dönük, defne çelenkli Zeus başı. Arka yüz: Gül tomurcuğu. R: 14 mm. Ağırlık: 7,6 g.
C3 (Sikke): Rhodos (MÖ 40-MS 25). Ön yüz: ¾’lük sağa dönük ışık demetli Helios başı. Arka yüz: Yukarıdan görünen Rhodos gülü ve etrafında magistrat ismi. R: 35 mm. Ağırlık: 15,6 g.
C4 (Sikke): Lucius Verus (MS 161-169). AR (Denarius). Ön yüz: Sağa dönük profilden verilmiş imparator büstü. Arka yüz: Sola dönük, elinde küre ve cornucopia tutan, ayakta Providentia personifikasyonu. R: 18 mm. Ağırlık 2,2 g.
C5 (Sikke): Julia Domna (MS 193-211) AE (Sestertius). Ön yüz: Sağa dönük profilden verilmiş, nodus saç stilinde imparatoriçe Julia Domna büstü. Büstün etrafında okunamayan bir lejant. Arka yüz: Sola dönük, ayakta ve profilden verilmiş, sol elinde cornucopia ve sağ elinde palmiye dalı tutan Hilaritas personifikasyonu. R: 31 mm. Ağırlık: 19,8 g.
C6 (Sikke): Marcus Aurelius (MS 161-180). AR (Denarius). Ön yüz: Sağa dönük imparator büstü. Büstün etrafında noktalı bordür içerisinde bir lejant. Arka yüz: Sikkenin ortasında şimşek demetinin üzerinde başı sola dönük ve kanatları açık vaziyette bir kartal figürü. R: 17 mm. Ağırlık: 3 g.
C7 (Sikke): Alexander Severus (MS 222-235). AE (Sestertius). Ön yüz: Sağa dönük, başında defne çelengi olan imparator büstü. Arka yüz: Sola dönük ayakta duran, sol elinde asa, sağ elinde yıldırım demeti tutan Jupiter. R: 25 mm. Ağırlık: 20,9 g.
EKLER

