Giriş
Tatarlı Höyük, ilk olarak 1951 yılında M. V. Seton-Williams tarafından gerçekleştirilen yüzey araştırmaları sırasında literatüre kazandırılmıştır [1] . Daha sonra 1991’de höyüğü ziyaret eden M. H. Sayar, höyük etrafındaki su kaynaklarının çevresinde bulunan antik yapı kalıntılarından bahsetmiştir [2] . 2005 yılında K. Serdar Girginer ve ekibi Kilikya yüzey araştırmalarının Ceyhan etabında Tatarlı Höyük üzerinde yürüttükleri incelemelerde Kalkolitik, ETÇ, MÖ II. binyıl ile Roma Dönemi’ne dair elde edilen bulguları yayınlamışlardır [3] . İlk kazı çalışmaları K. Serdar Girginer başkanlığında 2007 yılında başlatılmış olup kesintisiz bir şekilde devam etmektedir.
Ovalık Kilikya’nın doğusunda, Yukarı Ova (Ceyhan Ovası) kesiminde, Adana ili Ceyhan ilçesi sınırları içerisinde, Mustafabeyli Mahallesi’nin 5 km kuzeyinde bulunan Tatarlı Höyük, bölgenin en büyük höyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir [4] (Res. 1). Amanos Dağları’nın batı eşiğinde yer alan höyük doğuda Bahçe Geçidi ile Islahiye’ye, güneyde ise Belen Geçidi üzerinden Amik Ovası’na bağlanan ticaret yollarının kavşağında yer almaktadır [5] (Res. 2). Höyüğün kuzeydoğusunda Üç Tepeler olarak bilinen volkan konileri bulunmaktadır. Volkanik arazinin üzerinde yükselen höyük bu yönü ile oldukça bereketli topraklara sahiptir. Arazinin volkanik yapısı, verimli topraklar ile beraber bol miktarda su kaynağının ortaya çıkmasına imkân tanımıştır. Yerleşmenin stratejik konumu ve sahip olduğu verimli topraklar birbirini takip eden uzun süreli iskân üzerinde belirleyici bir rol oynamıştır.
Tatarlı Höyük, etrafında bulunan yerleşim alanları ile beraber birbirinden farklı höyükleşme sürecine sahne olmuştur. Doğu-batı istikametinde uzanan 250x360 m ölçülerindeki Sitadel yerleşmesi, çevresinde bulunanhöyüklerinmerkezi konumundadır.Bu alanda 37m’lik yüksekliği ile Sitadel kesimi en yüksek yerleşim olarak öne çıkmaktadır [6] . Sitadelin kuzeybatısından başlayan Aşağı Şehir, hafif bir şekilde yükselerek kuzey-kuzeydoğudaki Tatarlı Mahallesi’nin altından yayılımına devam etmektedir. Aşağı Şehirile Sitadel kesimi arasından akan Beynamazı/Mercin Deresi iki yerleşim yeri arasındaki sınır hattını çizmektedir [7] . Tatarlı Höyük Sitadeli’nin 1,3 km batısında bulunan Kuyluk Tepesi ise Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı tabakasıyla söz konusu alanda öne çıkan bir diğer yerleşim merkezidir. Tatarlı Höyük Sitadeli’nin batı, kuzeybatı ve güneybatı yamaçlarında tespit edilen ve Neolitik Dönem’e tarihlenen yerleşim, höyüğün farklı noktalarında Helenistik Dönem’e kadar devam etmiştir[8] .
Höyükte yapılan çalışmalar sonucunda Helenistik Dönem’e ait iki yapı katı tespit edilmiş olup IIa evresi MÖ 2. yüzyıl ortası ile MÖ 1. yüzyıl ortasına, IIb evresi ise MÖ 4. yüzyıl sonu - MÖ 3. yüzyıl başına tarihlendirilmiştir[9] . Sitadel’in farklı noktalarında her iki yapı katında yapılan çalışmalar sırasında ele geçen kourotrophos figürinleri, tipolojik olarak kucağında çocuk taşıyan ve çocuk emziren figürinler olmak üzere iki grup altında incelenmiştir. Eserler ikonografik gelişimin yanı sıra sahip oldukları stil özellikleri bakımından da irdelenmiştir.
Tatarlı Höyük Helenistik Dönem Yapı Katları (IIa – IIb)
Tatarlı Höyük’ün Sitadel kesiminde 2007 yılından itibaren başlatılan ve günümüze kadar kesintisiz bir şekilde sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda, Helenistik Dönem’e tarihlenen iki yapı katı açığa çıkarılmıştır (IIa-IIb)[10]. Hitit Tapınağı (A Yapısı) ’nın batısında 900 m2’lik alan içinde yapılan kazılar, Helenistik Dönem yapı katının en iyi belgelendiği alanlar olarak öne çıkmaktadır[11]. Bu alanın dışında, Sitadel’in kuzeyinde, doğusunda ve batısındaki dar alanlarda yürütülen çalışmalar da Helenistik Dönem’in anlaşılmasına katkı sağlamıştır (Res. 3). Kazılar sırasında ele geçen Rodos tipi baskılı amphora kulpları[12], sepet kulplu Kıbrıs amphoraları[13], Attika-Rodos tipi kandiller[14] ve Makedon Krallığı sikkesi[15] gibi bulgular yerleşimin MÖ 4. yüzyıl sonu ile MÖ 3. yüzyıl başlarında kurulmuş olduğuna işaret etmektedir.
Helenistik Dönem yapı katının, özellikle MÖ 2. yüzyılda nüfus yoğunluğu ve refah seviyesi bakımında oldukça iyi koşullara sahip olduğu tespit edilirken, siyasi iklim dengesinde meydana gelen gelişmeler söz konusu tablonun ortaya çıkmasında belirleyici olmuştur. Magnesia Savaşı sonrasında Seleukos Krallığı’nın Roma ile imzaladığı[16] Apameia Antlaşması (MÖ 188), Seleukosların Anadolu’daki hâkimiyetine ciddi bir darbe indirmiş ve devamında Toros Dağları’nın güneyine çekilen Seleukoslar elde kalan sınırları korumak amacıyla IV. Antiokhos’un iktidarı sırasında imar faaliyetleri icra etmişlerdir[17]. Seleukos kralı IV. Antiokhos tarafından hayata geçirilen imar faaliyetleri yerleşmelerin zenginleşmesini ve büyümesini de beraberinde getirmiştir[18]. Söz konusu politikanın yansımaları, Tatarlı Höyük üzerinde MÖ 2. yüzyıl sürecinde izlenebilmektedir. MÖ 2. yüzyılda en geniş sınırlarına ulaşan kuzeybatıgüneydoğu hattında uzanan IIb yapı katı, birbirini dik kesen sokakların oluşturduğu adalar içine konumlandırılan, bitişik halde inşa edilen kare veya dikdörtgen planlı (Resim 4) taş temel üzeri kerpiç bedenli mekânların oluşturduğu konutlar ile temsil edilmektedir[19]. Taş temel üzeri kerpiç örgünün kullanıldığı yapılar tek katlı ve düz damlıdır. Sokak tabanları çakıl, kırık seramik parçaları ile döşenirken mekânlarda ise sıkıştırılmış toprak taban uygulamasına yer verilmiştir[20].
IIb yerleşiminin MÖ 2. yüzyıl ortası ile birlikte son bularak yerini daha geç bir yapı katı olan IIa evresine bıraktığı görülmektedir[21]. IIa evresi kuzey-güney doğrultusunda gelişmiş olup IIb evresine ait bazı yapıların temelleri üzerine eklemeler yapılarak kullanımın sürdürüldüğü görülmektedir. Ancak bu evrenin sonlarına doğru yapıların daha özensiz inşa edildiği, nüfus yoğunluğunun azaldığı ve yerleşim sınırlarının daraldığı dikkat çekmektedir. IIa evresinde kare veya dikdörtgen planlı, taş temel üzerine kerpiç bedenli mekânlar görülmekte olup çoklu mekânların birleşmesiyle oluşan konutların yerini daha küçük ve bitişik düzenli yapılar almıştır[22]. Her iki yapı katında Doğu Sigillata A seramikleri baskın malzeme grubu olarak ön plana çıkmaktadır.
İncelenen eserlerin tamamı bu iki yapı katı ve bunlara bağlı olan kontekstler içerisinde ele geçmiştir. AS 173 açmasında ele geçen 1 no.lu figürin IIa yapı katına aittir. Figürin yaklaşık 20 metrekare ölçülerindeki mekânın güneyinde açığa çıkarılmıştır. Mekânın güneyinde bulunan taş döşeme, avlu ile ilişkili olup 1 no.lu figürin, bu taş döşeme üzerindeki iğ biçimli unguentarium parçaları ile beraber ele geçmiştir. Söz konusu mekânın temel seviyesinin sona erdiği noktada IIb evresine tarihlenen 2 no.lu figürine ulaşılmıştır. AS 173’ün güneybatısında kayıt altına alınan 3 no.lu figürin ise çapı 3,5 metreye ulaşan modern dönem tahribat alanı içinde ele geçmiştir. Bu alanda modern döneme ait cam metal kalıntıları, iğ ve torba biçimli unguentarium parçaları ile MÖ II. bin yıla ait kırmızı astarlı rython parçaları bir arada yer almaktadır.
A Yapısı’nın batısında bulunan 4 no.lu figürin ise tek odalı bir konut içinde açığa çıkarılmış olup aynı konut alanında MÖ 2. yüzyıl ortalarına tarihlenen Attika-Rodos tipi kandile rastlanmıştır[23]. Son olarak Tatarlı Höyük Sitadeli’nin kuzeydoğusunda bulunan AS 187 açmasında 5 no.lu figürin gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu açmada, Sitadel ile Aşağı Kent arasında bir giriş noktası işlevi taşıyan, yassı taşlarla döşeli rampalı bir yol yer almaktadır. Bu yolun kuzey duvarına bitişen, aralarında 2 metre mesafe bulunan paralel uzantılı bazalt temelli duvarlar belirgin bir mekân hattı oluşturmaktadır. 5 no.lu figürin, IIa evresine tarihlenen bu mekân içinde açığa çıkarılmıştır. Mekân dışında, mekânın güneybatı köşesine yakın alanda tespit edilen ve IIa yapı katına ait sıkıştırılmış toprak taban üzerinde Megara Kâseleri, balık tabakları, iğ biçimli unguentarium parçaları tespit edilmiştir.
Sitadel’in farklı noktalarında açığa çıkarılan bu figürinler, Anadolu ve çevre kültür bölgelerinde prehistorik dönemlere kadar uzanan bir kullanım geçmişi ile dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, kourotrophos figürinlerinin doğası, kronolojik gelişimi ve kültürlerarası farklılıklarını değerlendirebilmek için, prehistorik dönemlerden itibaren karşımıza çıkan anne-çocuk tasvirlerinin geçirdiği ikonografik dönüşümün ele alınması büyük önem taşımaktadır.
Kourotrophos İkonografisi
Çocuk emziren, büyüten ya da kucağında çocuk taşıyan figürleri tanımlamak için kullanılan kourotrophos[24], Antik Yunan, Mezopotamya, Anadolu, Kıbrıs, Levant ve Mısır kültürlerinde ortaya konan eserler üzerinden takip edilebilmektedir[25]. En erken örneklerine Neolitik Dönem’de rastlanmaktadır. Güneydoğu Tesselya’da bulunan Sesklo’da[26] Geç Neolitik Dönem’e tarihlenen, tabure üzerinde oturan ve sol kolunda çocuk taşıyan kadın figürü ile Mezopotamya’da MÖ IV. bine tarihlenen Obeyd kültürüne ait, ayakta duran bir tanrıçanın sol göğsünden süt emen çocuk tasviri yine erken örnekler arasında kabul edilmektedir[27]. Anadolu’ya baktığımız zaman anne-çocuk temasına dair veriler Göller Bölgesi’nde Geç Neolitik Dönem’de karşımıza çıkmaktadır. Bu dönem içinde Hacılar’ın VI. yapı katı[28] ile Höyücek’in Kutsal Alanlar’ında[29], özenle sıvanmış mekânlar içerisinde tanrıça olarak tanımlanan kadın figürleri, çocuk taşır veya emzirir şekilde tasvir edilmektedir. Daha sonraki dönemlerde ise anne-çocuk temalı eserlerin metal malzeme ve kabartma teknikleri kullanılarak üretildiği örneklere de rastlanmaktadır. Horoztepe’de mezarlık alanında bulunan ve Erken Tunç III’e tarihlenen bronz kadın heykelciği, ayakta durur vaziyette her iki kolu ile kavradığı çocuğu emzirir şekilde betimlenmiştir[30].
Hitit İmparatorluk Çağı’na tarihlenen, Norbert-Schimmel Koleksiyonu’nun en nadide eserlerinden biri olan “Güneş Tanrıçası” figürini[31], kucağında taşıdığı çocuk ile anne-çocuk ilişkisini yansıtmanın yanı sıra çocukları koruyup himayesi altına alan ana tanrıça temasını da vurgulamaktadır. Geç Hitit Dönemi’ne ait Maraş stellerinde çocukların aile bireyleriyle birlikte tasvir edilmesi, bu sahnelerin yalnızca kutsal bağlamda değil aynı zamanda aile birlikteliğinin bir ifadesi olarak da değerlendirilebileceğini göstermektedir[32]. Aynı döneme ait Karatepe kabartmasında ise ayakta duran tanrıça figürü, profilden betimlenen bir çocuğu emzirir şekilde sahnelenmiştir[33]. Frig kültüründe de Kybele ile birlikte çocukların koruyucu rolünü üstlenen ana tanrıça temasının en iyi örnekleri karşımıza çıkmaktadır[34]. Anadolu’da, son yıllarda kourotrophos tipi figürinler üzerine yapılan çalışmalar, Kaunos[35], Ephesos[36], Pisidia Antiokheiası[37], İzmir Aliağa[38] kazıları ile takip edilirken, Afyonkarahisar[39], Niğde[40], Silifke[41], Mersin[42] ve Adana[43] müzelerinde de söz konusu eserlerin varlığı yapılan araştırmalar neticesinde ortaya konmaktadır.
Anne-çocuk birlikteliğinin işlendiği figürinlere Ege ve Akdeniz kültürlerinde de sıklıkla rastlanmaktadır. Girit’te Miken Çağı’ndan[44] itibaren izlenebilen bu eserler, MÖ I. binyılda Akdeniz’de yoğunlaşan ticari etkileşimler ve kalıp yapım tekniğinin yaygınlaşmasıyla birlikte geniş bir coğrafyaya yayılmıştır[45]. Kıbrıs’ta Kalkolitik Çağ’da ortaya çıkan kourotrophos figürinleri, Erken Tunç Çağı, Arkaik Dönem ve Helenistik Dönem’e tarihlenen eserler üzerinden takip edilebilmektedir[46]. Levant merkezlerinde ise MÖ II. binyılda bu eserlerin sınırlı olduğu ancak Pers egemenliği döneminde sayılarının arttığı ve Helenistik Dönem ile beraber daha popüler hale geldiklerinden bahsedilmektedir[47].
Mezarlar, tapınaklar, sunak alanları ve evlerden ele geçen kourotrophos tipi terrakottalarda işlenen kadın figürünün tanrıça mı yoksa ölümlü bir kadını mı sembolize ettiği konusu tartışmalıdır. Bazı eserler üzerinde kadın figürünün ilahî varlık olarak tanımlanmasına olanak tanıyan atribüt detaylarına yer verilirken söz konusu eserlerde genellikle atribülere rastlanmaması kadın figürünün tanrıça olarak yorumlanmasını zorlaştırmaktadır[48]. Karageorghis, kutsal alanlarda ele geçen kourotrophos figürinlerindeki kadın tasvirlerinin, doğum sürecinde tanrıçanın korumasına ihtiyaç duyan ölümlü kadınları temsil ettiğini ileri sürerken[49] Lipinski de tapınak depolarında kasıtlı olarak kırılmış halde bulunan kourotrophos terrakottalara dikkat çekerek, bu figürinlerin tanrıçadan ziyade ölümlü kadınları temsil ettiğini savunmaktadır[50].
Kourotrophos tapınımına dair veriler sadece figürinler ile sınırlı kalmamıştır. Bunun dışında epigrafik bulgular da kourotrophos kültü hakkında bilgi veren bir diğer başvuru kaynağıdır. Mezopotamya çivi yazılı metinlerinde, aşk ve bereket tanrıçası İştar’ın göğsünden süt emen çocukların yanı sıra çocuk sahibi olmak için adak sunan insanlardan bahsedilmektedir[51]. Antik Yunan şehir devletlerinde ise çocukların sağlığından ve gelişiminden sorumlu olan kourotrophos epiteti, Eileithyia, Aphrodite, Persephone, Hekate, Nympheler gibi ilahi varlıklar ile bir arada anılmaktadır[52]. Ephesos’ta Artemis[53], Samos’ta Hera[54], Atina’da Athena[55], Kaunos’ta Demeter[56] gibi şehir tanrıçalarının kourotrophos kültü ile yakın ilişkili olduğu bilinmektedir. Demeter kültünde, Thesmophoria şenliklerinin üçüncü gününde (Kalligeneia: iyi, şanslı doğum) yeni doğumların kutsanması kapsamında gerçekleştirilen kutlamaların kourotrophos kültü ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir[57]. Kült törenlerinin genellikle açık alanlarda icra edilmesi, tapınım alanlarının gösterişten uzak sade bir görünüm sergilemesine neden olmuştur[58]. Kült törenleri sırasında epigrafik buluntuların aktardığı bilgilere göre kourotrophos epiteti taşıyan tanrıçalara domuz ve koyun kurban edildiğinden bahsedilmektedir[59]. Demeter kültünde önemli bir yere sahip olan domuz kurbanının aynı zamanda kourotrophos özelliği taşıyan tanrıçalara da adandığına Attika’da MÖ 4. yüzyıla tarihlenen bir mermer stel üzerinde rastlanmaktadır. Eserde, festivaller sırasında düzenlenen kurban takvimine ilişkin bilgiler yer almakta; tanrı ve tanrıçalar için koyun, kourotrophos tanrıçaları için ise domuz kurban edildiği belirtilmektedir[60]. Domuz ve koyunun yanı sıra köpeğin de adak olarak sunulduğu aktarılmakta, doğum esnasında kirlenen elbise, saç bandı, göğüs bandı, kemer gibi günlük kullanım eşyaları bu işlev çerçevesinde kullanım görmüştür[61].
Kourotrophos figürinleri, gebelik öncesinde bir temenni, gebelik sonrasında ise şükran duygularının ifadesi olarak tanrıçalara sunulmaktadır[62]. Kült alanlarına bırakılan terrakotta figürinler ile tanrıçanın yeni doğan çocuğu himayesi altına alması beklenmektedir. Ayrıca gebe kalamayan kadınların bu adaklar aracılığı ile tanrıçaların yardımına başvurdukları değerlendirilmektedir[63].
Antik Yunan coğrafyasındaki kourotrophos kültünün kökeni konusunda, yerel ve dış kültürlerin belirleyici olduğu aktarılmaktadır. MÖ III. binde Kiklad Adaları’nda ve sonrasında ise Minos sanatında, tartışmalı birkaç eser dışında bu ikonografiye rastlanmamaktadır[64]. Girit Adası’nda karşımıza çıkan ve kourotrophos olarak nitelenen Mavrospelio Figürüni’nin, bu başlık altında değerlendirilemeyeceği; söz konusu eserin, Minos sanatında varlığı bilinen ilahi idol taşıyan figürinler ile aynı özellikleri taşıdığı öne sürülmektedir[65]. Adada bulunan bir diğer kourotrophos figürini ise Monastiraki’de karşımıza çıkmaktadır. Monastiraki terrakotta parçası üzerinde işlenen anne-çocuk betimlemesi, üslup açısından Mısır özellikleri taşımakta olup eserin Minos ve Mısır arasında yaşanan kültürel etkileşim sonucunda bölgeye taşındığı belirtilmektedir[66]. Miken hâkimiyeti ile beraber kourotrophos tipi figürünlerin daha yaygın hale geldiği anlaşılmaktadır[67]. Ele geçen bulgulardan hareketle Hadzisteliou-Price, Hellas kültüründe kourotrophos tapınımının Akhalar ile beraber bölgeye geldiğini ve Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Mısır kültlerinin sentezi sonucunda ortaya çıktığını öne sürmektedir[68].
Prehistorik dönemlerde bereket ve bolluk kavramları üzerinde yükselen anne-çocuk ikonografisinin bu dönemlerdeki kültsel özellikleri daha baskındır[69]. İlerleyen süreçte ise bu tema, gündelik yaşamın bir yansıması haline gelmiş ve aynı zamanda iktidar sahipleri tarafından propaganda aracı olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Kourotrophos özellikli figürinlerin, kadınların toplumsal yapı içerisindeki rollerini vurgulamak amacıyla da kullanıldığı öne sürülmektedir. Nitekim Miken figürinleri bu bağlamda değerlendirilmektedir. Barbara A. Olsen, Miken merkezlerinde ele geçen kourotrophos figürinlerinin şematik ve özensiz olmaları nedeniyle kutsal işlevle ilişkilendirilemeyeceğini; bu eserlerin, Miken toplumunda kadına atfedilen çocuk bakım rolünün bir yansıması olduğunu ileri sürmektedir[70]. Benzer durum, Demir Çağı’nda Güney Levant coğrafyasında omuzunda çocuk taşıyan kadın figürinleri üzerinde de izlenebilmektedir. Figürlerin gündelik yaşama uygun olmayan duruş pozisyonları ve çocuk unsurunun vurgulanması, toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında kadının çocuk bakımından sorumlu olduğuna işaret etmektedir[71]. Anadolu’da Geç Hitit Krallıkları sürecinde aile yaşamının konusu haline gelen kourotrophos figürinleri, gündelik yaşamın bir kesitini sunma işlevini Helenistik Dönem’de devam ettirmiştir[72]. Mısır sanatına bakıldığı zaman diğer kültürlerden farklı olarak kourotrophos ikonografisi genellikle duvar kabartmaları üzerinde karşımıza çıkarken, genç firavunu kucağında taşıyan veya besleyen tanrıça betimlemesi bolluk bereket dışında iktidarın sahip olduğu gücün ilahî bir kaynağa dayandığına işaret etmektedir[73]. Çocuk taşıyan kadın teması farklı coğrafyalarda, toplumsal yapıdaki cinsiyet rollerinin dağılımı, aile kavramının artan önemi, iktidarın sahip olduğu gücün ilahî kaynaklara dayandırılması gibi konuları içinde barındırsa da anne-çocuk birlikteliğinin evrensel şekilde bereket bolluk ve yeni neslin korunması gibi kültsel özelliklerini koruduğu anlaşılmaktadır. Bu anlayışın, Erken Hristiyanlık sanatında karşımıza çıkan Meryem-İsa betimlemeleri şeklinde varlığını uzun süre muhafaza ettiği görülmektedir[74].
Yukarıda kronolojik dizini sunulan kourotrophos kültüne dair bilgiler genellikle kazılar sırasında ele geçen pişmiş toprak figürinler sayesinde elde edilmektedir. Tatarlı Höyük Sitadelinde Helenistik Dönem’e tarihlenen anne-çocuk birlikteliğinin işlenmiş olduğu eserler, kourotrophos tapınımına dair yeni verilerin eklenmesi bağlamında önem taşımaktadır. Söz konusu eserler, kucağında çocuk taşıyan ve çocuk emziren olmak üzere iki grup altında incelenmiştir.
1. Kucağında Çocuk Taşıyan Kadın Figürinleri (Kourotrophos: Tip 1)
1. tipe giren, kucağında çocuk taşıyan figürinler daha yaygın bir kullanım göstermektedir. Bu gruba ait 1 no.’lu figürin, çift kalıp tekniğinde işlenmiş olup içi boştur. Eserin arka yüzünde yuvarlak bir hava deliği bulunurken, arka yüzey ise bombe şeklinde bırakılmıştır. Gövdenin üst kısmından itibaren korunmuş olarak ele geçen figürinin alt kısmı kırık ve eksiktir (Figür 1). Cepheden tasvir edilmiş olan kadın figürini, yine cepheden gösterilen çocuğu sol kucağında taşımaktadır. Kadın figürü khiton üzerine himation giymektedir. Giysi kıvrımları sığ olup yüzeysel detaylar şeklinde işlenmiştir. Oldukça iyi korunmuş olan yüz oval ve dolgun bir şekle sahiptir. Alnın ortasında ikiye ayrılan saçlar kalın lüleler halinde betimlenmiştir. Alt göz kapağı işlenmemiş, üst göz kapağı ise şişkin biçimde verilmiştir. Burun geniş, burun kanatları ise kalındır. Üst ile alt dudaklar kalın, çene ise oval ve tok olup boyun kısmında kabartma şeklinde Venüs halkasına yer verilmiştir. Kadın figürünün sol kucağında taşınan cepheden işlenmiş çocuk figürini, yaklaşık iki-üç yaşlarında olup yuvarlak yüz hatları ve dolgun yanaklara sahiptir. Çocuğun yüz hatlarına dair detaylar şematik sayılabilecek basit kazımalar ve kabartılar şeklinde verilmiştir. Saçlar yanlarda kulak hizasına doğru uzanmakta, başın ortasında öne doğru taşan iki uzun saç buklesi bulunmaktadır. Bu saç düzeninin Eros figürinlerinde de görülmesine karşın, çocuk figürlerinde de benzer biçimde kullanılması, söz konusu örneklerin Eros olarak değil çocuk kategorisi içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir[75]. Eserde himationun baş kısmında soyutlanarak verilmesi, yuvarlak ve dolgun yüz hatları, açık iri gözler, kalın ve etli dudak yapısı ile boyundaki Venüs halkası gibi stilistik özelliklerin yanı sıra figürün uzağa bakan dalgın ifadesi ve içe dönük ruh hali[76] gibi bulgular ışığında eser MÖ 2. yüzyıla tarihlendirilmektedir.
2 no.lu figürin de çift kalıptan içi dolu olarak üretilmiş olup 1 no.lu figürinin farklı bir uyarlamasıdır (Fig. 2). Gövdenin üst kısmı korunmuş olan figürinde gövdenin alt kısmı, sol kol ve yüz hatları ile ilgili detaylar tahrip olmuştur. Cepheden tasvir edilen kadın figürü sol kucağında çocuk taşımaktadır. Sağ kol dirsekten bükülü bir şekilde göğüs hizasında paralel uzanarak çocuğu kavramaktadır. Baş kısmını saran himation’un altında kısa kollu khiton giymektedir. Baş hafif bir şekilde sola doğru yatıktır. İyi korunamamış olan bu eser 1 no.lu figürinin varyasyonu olup, bulunduğu tabakada iğ biçimli unguentarium ile Doğu Sigillata A seramik repertuarında yer alan halka dipli ve içe dönük ağızlı kaselerin ele geçmesi nedeniyle MÖ 2. yüzyıl sürecine tarihlendirilmektedir.
Çift kalıp tekniğine bağlı kalınarak üretilen 3 no.lu figürinin içi boş olup arka yüzeyinde yuvarlak bir hava deliği bulunmaktadır (Figür 3). Figürin, yuvarlak ve alçak bir kaide üzerinde ayakta durur şekilde tasvir edilmiş ve kadın figürünün sol kolunda çocuk betimi yer almaktadır. Khiton üzerine giyilen himation, vücudu sıkıca sararak hafifçe sağa eğilen baş kısmına doğru soyutlanmış olarak işlenmiştir. Alnın ortasından ikiye ayrılan saçlar lüleler şeklindedir. Dolgun ve yuvarlak olarak işlenen yüzdeki detaylar oldukça stilize özellikler taşımaktadır. Çene oval bir forma sahip olup yanaklar ise dolgundur. Üst ve alt göz kapağı işlenmezken, gözler stilize yuvarlak hatlar şeklindedir. Dudaklar sığ olarak belirtilen çizgilerle birbirinden ayrılmaktadır. Gövdenin alt kısmından itibaren işlenmiş olan elbise kıvrımları, plastik anlayıştan uzak, düz sığ çizgiler halinde olup bacaklar giysi altında kaybolmaktadır. Kadın figürünün solunda bulunan çocuk figürünün oval formlu yüz kısmındaki detaylar stilize çizgiler şeklindedir. 3 no.lu eser üzerinde dikkat çekici unsurlardan biri olan gövde ve boyun kısmının uzamasına, Helenistik Dönem’in MÖ 1. yüzyıla tarihlenen terrakotta eserleri üzerinde sıklıkla rastlanmaktadır[77]. Bu tarihlerde koroplastik sanatında yaşanan dejenerasyon, aynı zamanda vücut oranlarındaki bozukluklar ve şematik giysi işçilikleri şeklinde de karşımıza çıkmaktadır[78]. Kadın figüründe kolların gövde ile olan orantısızlığı, himation’un ayak kısmında bir yelpaze gibi açılarak şematik dikey kıvrımlar oluşturması gibi özelliklerden hareketle 3 no.lu figürinin MÖ 1. yüzyıla ait olduğu önerilmektedir.
4 no.lu figürin, çift kalıp tekniğinde içi dolu olarak üretilmiş olup gövde kısmı korunmuştur (Figür 4). Cepheden tasvir edilen kadın figürü, sol kucağında taşıdığı ve profilden betimlenen çocuk figürününü dirsekten bükülü sol kolu ile desteklemektedir. V yakalı khiton üzerine giyilen himation, çocuğun alt gövdesini sarmakta ve bir tomar haline getirilerek kadının sol avuç içinde toplanmaktadır. Himation ile khiton üzerinde birbirini takip eden diyagonal kıvrımlar göbek hizasında, paralel yatay kıvrımlar şeklini almaktadır. Giysi ayrıntıları plastik üsluptan uzak basit sığ oyuklar ve çizikler şeklindedir. Taşra üretimi olan figürin, in situ haldeki kap ve kandil parçaları ile bir arada ele geçmiştir[79]. Açığa çıkarılan DSA grubuna ait seramikler, balık tabakları, içe dönük ağızlı kâse formları ve MÖ 2. yüzyıl ortalarına tarihlenen Attika-Rodos tipi kandil[80], eserin MÖ 2. yüzyıl sürecine ait olduğuna işaret etmektedir.
2. Çocuk Emziren Kadın Figürini (Kourotrophos: Tip 2)
2. tipe giren, kucağında çocuk emziren kadın figürini şu ana kadar Tatarlı Höyük’te bulunan kourotrophos figürinleri arasında tekil bir örnektir. Figürin, çift kalıp tekniğinde içi boş olarak üretilmiş olup işlenmemiş arka yüzünde yuvarlak bir buhar deliği bulunmaktadır. Üst gövdeden itibaren çıplak olan kadın figürü, dikdörtgen biçimli yüksek bir kaide üzerinde oturur durumda betimlenmiştir. Figür cepheden, çocuk ise profilden tasvir edilmiştir (Figür 5). Çocuk çıplak olarak betimlenmiş olup sol göğüsten emzirilmekte ve sol eliyle annenin sağ göğsünü kavramaktadır. Kadın figürü, çocuğu taşımak için sol bacağını hafifçe yukarı kaldırmakta ve bu nedenle vücut ağırlığının sağ tarafa aktarılmasından kaynaklı duruş pozisyonu eser üzerinde izlenebilmektedir. Bacak hizasında yatay şekilde uzanan elbise kıvrımları, diz hizasından itibaren sol ayağın hareketi ile uyumlu olup iki bacak arasında diyagonal kıvrımlar hâlini almaktadır. Bacak hatları yumuşak bir kumaş hissi veren himation’un altından seçilebilmektedir. Elbise kıvrımları sığ şekilde verilmiştir. Sağ ayak üzerine dökülen elbiseden ayak, bilek hizasından itibaren dışarı doğru taşmaktadır. Vücut hatlarının giysi altından seçilmesi ve duruş pozisyonunda meydana gelen “S” profilinden hareketle eser MÖ 2. yüzyıl içlerine tarihlendirilmektedir[81].
Sonuç
Gebelik süreci, yeni yaşam ve çoğalmanın müjdeleyicisi olsa da anne-çocuk sağlığı bağlamında ciddi riskler barındırmaktadır. Tıp olanaklarının günümüze oranla daha kısıtlı olduğu Antik Çağ toplumlarında, anne-çocuk birlikteliğini konu alan ve kourotrophos olarak adlandırılan pişmiş toprak figürinler, gebelik ve doğumun sağlıklı bir şekilde sona ermesine yönelik adak işlevi taşımaktadır. Helenistik Dönem’de yaygınlık kazanan bu figürinlerin Tatarlı Höyük’ün aynı döneme tarihlenen tabakalarında ele geçirilmesi, yerleşimde bu kültle ilişkili uygulamaların varlığına ışık tutmaktadır.
Tatarlı Höyük Sitadeli’nde Helenistik Dönem’e tarihlenen IIa ve IIb yapı katlarında açığa çıkarılan kourotrophos tipi pişmiş toprak figürinler gerek mekânsal ilişkileri gerekse tipolojik ve stilistik özellikleri açısından yerleşimin sosyo-kültürel karakterini anlamaya yardımcı olmaktadır. Figürinler, kutsal alanlarla ilişkili bir kontekst içinde ele geçmezken, gündelik hayatın önemli bir parçası olan konutlarda ve bunlara bağlı olan avlularda açığa çıkarılmıştır. Bu durum söz konusu figürinlerin ev merkezli bir inanç pratiği çerçevesinde kullanılmış olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, Tatarlı Höyük’te tespit edilen kourotrophos tipi figürinler, anneçocuk birlikteliğini kutsayan inançların Helenistik Dönem boyunca yerleşim içindeki somutlaşmış hâlini ortaya koyan değerli arkeolojik veriler sunmaktadır. Söz konusu figürinler, Tatarlı Höyük’te Helenistik Dönem sürecinde gebelik, doğurganlık, koruma ve aile odaklı kült uygulamalarının gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini göstermektedir.
KATALOG
Figür no: 1
Tip: Kourotrophos.
Buluntu Yeri ve Yılı: AS 173, 2022.
Ölçüler: Y: 5,8 cm, G: 4.9 cm, K: 0,6 cm.
Hamur: 2,5 YR 6/6, Astar: 7,5 YR 7/4.
Katkı: Taşçık, kum, az miktarda mika, gözenekli hamur.
Buluntu Durumu: Çift kalıpta içi boş olarak üretilmiş figürin, gövdenin üst kısmından itibaren korunmuş olarak ele geçmiştir.
Tipolojik Benzerler: Winter 1903, 142, Fig. 4, 143, Fig. 4; Rumscheid 2006, 253, Taf. 62, Fig. 1; Mollard – Besques 1971, 201, 274; Mollard – Besques 1972 Pl. 283, D-1507, Pl. 342, D 2182; Burn – Higgins 2001, 171, Plate 81, 2486; Novák – Kozal 2013, 423, Resim 5.
Tarihlendirme: MÖ 2. yüzyıl.
Figür no: 2
Tip: Kourotrophos.
Buluntu Yeri ve Yılı: AS 173, 2022.
Ölçüler: U: 5,5 cm, G: 3,9 cm, K: 2.2 cm.
Hamur: 10 YR 6/6, Astar: 10 YR 7/3.
Katkı: Taşçık, mika katkılı gözenekli hamur.
Buluntu Durumu: Çift kalıptan içi dolu olarak üretilmiş figürinin ön kısmı büyük oranda aşınmış olup alt kısmı eksiktir.
Tipolojik Benzerler: Winter 1903, 142, Fig. 4, 143, Fig. 4; Rumscheid 2006, 253, Tafel 62, Fig. 1; Mollard – Besques 1971, 201, 274; Mollard – Besques 1972 Pl. 283, D-1507, Pl. 342, D 2182; Burn – Higgins 2001, 171, Plate 81, 2486.
Tarihlendirme: MÖ 2. yüzyıl.
Figür no: 3
Tip: Kourotrophos.
Buluntu Yeri ve Yılı: AS 173, 2022.
Ölçüler: U: 12,2 cm, G: 4,5 cm.
Hamur: 10 YR 6/8, Astar: 7,5 YR 7/4.
Katkı: Taşçık, mika, kuvars katkılı, gözenekli hamur
Buluntu Durumu: Çift kalıpta içi boş olarak üretilmiş figürinin ön kısmı büyük oranda korunmuştur
Tipolojik Benzerler: Özbay 2019, 65-66 Kat. No. 48; Çevirici Coşkun 2010, 185-187, Fig. 3, 4, 5; Erlich 2009, 54 Fig. 68; Winter 1903, 145, Fig. 3; Van Ingen 1939, 68, Pl IV no 56-57.
Tarihlendirme: MÖ 1. yüzyıl.
Figür no: 4
Tip: Kourotrophos.
Buluntu Yeri ve Yılı: AY 186, 2014.
Ölçüler: U: 6,3 cm, G: 4,8 cm.
Hamur: 7,5 YR 7/4, Astar: 7,5 YR 6/4.
Katkı: Taşçık, mika katkılı gözeneksiz hamur
Buluntu Durumu: Çift kalıpta içi dolu olarak üretilmiş figürinin üst gövdesi korunabilmiştir.
Tipolojik Benzerler: Mollard – Besques 1986, Pl. 41, D 3573; Bulba 2019, 138, Lev 8; Töpperwein, 1976, 33, Taf. 31 no. 136; Winter 1903, 141, Fig. 2.
Tarihlendirme: MÖ 2. yüzyıl.
Figür no: 5
Tip: Kourotrophos.
Buluntu Yeri ve Yılı: AS 187, 2014.
Ölçüler: 10,6 cm, G: 5,3 cm.
Hamur: 10 YR 5/6, Astar: 7,5 YR 5/4.
Katkı: Taşçık, kum, mika, gözeneksiz hamur.
Buluntu Durumu: Çift kalıpta içi boş olarak üretilmiş figürinin ön kısmı büyük oranda korunmuş olup sol alt köşeden itibaren eksiktir.
Tipolojik Benzerler: Winter, 1903, 142, Fig. 8; Erlich – Kloner 2009, 147, Pl. 7:31; Van Ingen 1939, 65-66, Pl. III no 44; Mollard – Besques 1986, Pl. 42, D 3577;
Tarihlendirme: MÖ 2. yüzyıl.
EKLER

